Biz Kimiz?

Biz kimiz?

Üstadımız Said Nursi’nin;

“Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur’un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tahir’ler, Yusuf’lar, Ahmed’ler vesaireler!.. Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.”

Diyerek seslendiği ve muhatab aldığı cennet asa bir baharla müjdelediği Hamzalarız, Ömerleriz. Saidleriz, Ahmetleriz… Üstadımızın mazi derelerinden bizlere ulaşan hitabına mukabele ederek başlarımızı kaldırıyor ve “sadakte üstadımız emrindeyiz” diyoruz. Ve demek bize borç olsun.

Evet, bizler kimleriz?  Bizler;

Hacı Hulusi efendinin rüyasında ki kuvvet-i velayetle ortaya attıkları gencin neferleriyiz.

Bizler Risale-i nurların talebeleri ve iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtları mezarlara gömerek hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvücsâz edecek olan

nesl-i cedidleriz…

Vazifemiz nedir?

Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye, Feraiz-i diniye’ye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.

İçinde bulunduğumuz fitne-i ahirzaman da mümin gençlere ve imana yapılan ağır taarruz karşısında bir Müslüman genç nasıl davranmalı, tepkisi ne olmalı Kur’an ve sünnet ölçüsü ile bir yol haritası olacak inşaallah İntibah’ımız…

Hilafet-i Muhammedi’ye sancağına kavuşmadan bize rahat yok! Çünkü biz “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, ben yine bu davadan vazgeçmem.” diyen Peygamberin ümmetiyiz,

Çünkü biz “Kuran yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem. Orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri arasında yanmaya razıyım.” Diyen Bediüzzaman’ın  talebeleriyiz.

Bize kaybetmek yok zafer var. Bize ölüm yok şehadet var. Ve biz bu aşkın verdiği kuvvetle deriz ki: Biz iki elimize iki hayatımızı almışız. Tek hayatlı olanlar çıkmasın karşımıza!

Ve sizlere Müslüman kardeşleriniz olarak diyoruz  ki:

Tam belli olsun yollarımız!..

Bediüzzamanları, Necip Fazılları, Serdengeçtileri, Süleyman efendileri, İskiliplileri, Şalcıları ve onların yolunda gidenleri müstesna kılarak,  Müslüman geçinen eski nesilleri de inkâr edin!

Eğer onlar tam Müslüman olsalardı, bugünler başımıza gelmezdi. Onlar Kabukta kalmış adamlar…

Bizim istediğimiz bir nesil var…

Allah’ın Sevgilisinin beklediği bir nesil.

Ve Bu nesil bizler olacağız ve Mükellefiz.

Şehid Komutan Şamil Basayevin dediği gibi;

“Bir dava, uğrunda ölünecek kadar değerli değil ise, uğrunda yaşanacak kadar da değerli değildir!” Ben bu imana istinad ederek haykırarak diyoruz ki:

Mademki ben varım davam da var…

Madem ki ben varım davam da var…

Mademki ben varım davam da var…

Nemelazımcılığa lanet, İslam davasına bürhan olan gençliğe selam olsun…