Bediüzzaman’ın Hayali “Medresetü’z-Zehra”

 Üstad Said Nursî, asrının medreselerini nakıs görmüştür. Bu medreselerdeki noksanlık din ve fen ilimlerinin birlikte verilmemesinden ve bu iki ilim arasında büyük bir uçurum oluşmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü bu zât biliyordu ki, dinsiz ilim kör olacağı gibi, ilimsiz din de topal olacaktır. Buna çare olarak Horhor Medresesi’ni daha geniş bir çapa yaymak, yani Medresetüzzehra’yı açmak istemiştir. Bu gaye ile otuz üç yaşında iken Anadolu’nun yollarına düşmüştür.

Münâzarât isimli eserinde:

“…Vilâyât-ı şarkiye ve ulemasının istikbalini temin etmek istiyoruz. İttihad ve Terakki mânâsındaki hissemizi isteriz. Üzerinizde hafif, yanımızda çok azîm birşey isteriz.

“Suâl: Maksadını müphem bırakma, ne istersin?

“Cevap: Câmiü’l-Ezher’in kızkardeşi olan, Medresetüzzehrâ namıyla dârülfünunu mutazammın pek âli bir medresenin Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbakır’da tesisini isteriz. Emin olunuz, biz Kürtler başkalara benzemiyoruz. Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder” diyerek devletin temsilcilerine Medresetüzzehrâ’nın açılmasının doğu illerinin ve doğu âlimlerinin geleceği için çok önemli olduğunu belirtmiştir.

1911 yılında bizzat kendisi Sultan Reşad ile görüşmüş ve Medresetüzzehrâ’nın inşâsı için kendisinden söz almıştır. 1913 yılında bu üniversitenin temelini atmış, fakat I. Dünya Savaşı münasebetiyle bu projenin tamamlanmasına imkân bulamamıştır. 2 Mart 1923 tarihinde Medresetüzzehrâ hakkında kanun teklifi verilmiş, 200 mebusun 163’ünün rey vermesiyle kanun teklifi kabul edilmiş, ancak yine de üniversitenin inşası gerçekleşememiştir. Üstad hazretleri Medresetüzzehra hayalinden hiç vazgeçmemiş, Risale-i nur talebelerinin oluşturduğu medreseleri daima Medresetüzzehra olarak zikretmiştir.