Şevk

ATEŞSİZ YANMAK

İçin yangını, kalplerin tutuşması, ciğerlerin parçalanmasıdır şevk…

Şevk, için ortasından doğan bir alevdir,  ayrılıktan doğar mülakat olduğunda söner.

Kavuşmakta değil bu yolların zevki, kavuşmanın derdini çekmektedir. İçin için, alev alev yanıp  büryan olmaktadır.

Derdine derman olmasın diye onu kimseye açmamaktadır. Hz. Ebu Bekir (r.a) gibi ciğerlerini Hz. Muhammed’in (a.s.m) közüne atmaktadır şevk…

Mücadelenin kahrına katlanmayan kemale nasıl ulaşır ki?
İçinde bir alem uyanmayan hürriyeti ne yapsın?
Fırtınanın kıyıya attığı kırık tekneler gibi atalet bataklığında sönen ruhlar şevkin ateşini nasıl anlayabilirler?
Kör kuvvetin ruhlarını alt etmesinin, sırtına binip dizginlerini eline almasının nasıl önüne geçebilirler?
Kendi derdi kendi buhranı içerisinde yanıp kül olanlar , manasız ve küçük hedeflerine, sadece kendi hak, kendi zevk ve kendi fikirlerinin zindanında esir olanlar, şevkin derdine nasıl düşebilirler?
Kayıtsız alemi kendinden ibaret farzedenler, hazır küçük gayretlerinde ve yeisi bunların kırılmasında görenler, “benden sonrası tufan! benden ötesi yokluk! ” diyenler, önündeki kitleler uçuruma sürüklenirken baş ağrısını en büyük dert olarak gösterenler, içindeki kuruntulara ve vehimlere esir olup, “dünyayı düzeltecek ben mi kaldım?  Varsın bir hayal için yansın gitsin” diyenler , ” her şey olacağına varır biz ne büyük davalara kalkanları gördük”, “kim kazandı kimin nişanı kaldı”  “kendi derdimiz bize yeter adam sende! ” diyerek bencilliğin ayıbını tevekkül perdesi altında örtmek isteyenler şevkin ateşini şevkin derdini nerden bilecekler?
Önünde kıyametler koparken,  kendi zevk ve hevesine esir olup yerinden kalkmayanlar, bütün mukaddesatı düşman ayakları altında çiğnenirken hodgamlık deryasında boğulanlar, kayıtsız bir hayat, hoşça vakit geçirmek ve keyfine bakıp bu fani dünyanın zevkini sürmekten başka gayesi olmayanlar, dünya ne derse desin insanlar hangi davanın ardından koşarsa koşsun kendi menfaatine dokunmadıkça umurunda olmayanlar;

Ne  yazık va-esefa gaflet deryasında uyuşan ruhlara!

İçlerindeki hayvanı doyurmak için dünyayı bir pula satanlar kör kuvvetin elinde harap olmak sizin nasibinizdir artık!!!

Şevk Allah’ın nizamına kavuşmanın ateşine düşmektir, Allah’ın nizamına kavuşmanın derdidir, belasıdır. Dar ağaçlarının gölgesinde şeriat nizamını istemektir.
Hıra’da cebrail aleyhisselamın tutuşturduğu Muhammedi ateşe “lebbeyk, lebbeyk” diyerek kanatsız uçmaktır şevk…
Mekke güneşinde  kayaların altında ” Allah-u Ekber” diyerek, Ümeyye bin halef’in kırbacına karşı haykırmaktır…
Medine sokaklarında ahirette benden davacı olacak, hakkını gözetemediğim bir canlı kaldı mı? Diyerek sabahlamaktı şevk…
“Seninle bir kişi imana gelse, yerle gök arası mor koyun tasadduk etmiştir”  müjdesiyle Hayber’in kapısını sökmektir şevk…

Doksan yaşında İstanbul surlarında can vermektir.
“Ya ben onu alacağım ya o beni” deyip gemileri karadan yürütmenin adıdır şevk…
Sina çöllerinde Haremeyn-i Şerifeyn’e yürürken son nebinin ayak izlerinde kızgın kumlarda sürünmektir şevk…

“Kur’anın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu tüm dünyaya ispat edeceğim” diyerek iki hayatını iki eline alıp ehl-i küfre meydan okumaktır…

Erek dağının tepesinde bastığı taş uçuruma yuvarlanırken “Eyvah davam” feryadıyla ölüme gidecekken bile  davanın tasasını çekmektir şevk…

Başını yastığa koyduğunda gözkapaklarının zifir-i karanlıkla kavgasıdır.

Şevk;  “dünyayı sen mi düzelteceksin?   sualiyle hafife alındığında “benim vazifem çalışmak galip getirmek yahut mağlup etmek Allah’a aittir” tevekkülü içerisinde  gemileri yakmaktır…

İman insanın, insan ise imanın emanetidir. İmanı bir insanın kalbine tebliğ etmek gayretiyle bedel ödemektir.  Herkesin para kazanmaya uğraştığı yerde İslam hanesine  insan kazanmanın gayretidir şevk…

Nerede adresini şaşırmış, siperinden ayrılmış, köklerinden kopmuş bir insan görse “Bundan ne güzel Müslüman olur, Allah’ım ona hidayet et, doğru yola ilettiklerinden et ” deyip  geceleri teheccüt vaktinde yüreğini  arş-ı âlâda asılı bırakmak, gündüz ise onu saflarına katmak için çalışmaktır şevk.

Pazarlıksız, karşılıksız, dünyalık beklentileri elinin tersi ile itip “benim ücretim Allah’a aittir” vakarıyla dirilişine vesile olduğu her bir insanın tebessümünü gördükçe eda edilen şükür secdesidir şevk…

Sıradanlığa, nemelazımcılığa inat hakkın, iyinin, doğrunun, faydalının hâkim olması için gecesini gündüzüne katmanın;  “Kim var?” diye seslenildiğinde, sağına, soluna bakmadan “Ben varım!” diyerek  ortaya atılmanın yoludur şevk…

Lisanından , “Bana ne.”, “Benden başka adam yok mu?”, “Niye hep ben yapıyorum?”  gibi bencillik kokan kelimelerini silip, ” “Benim olmadığım yerde kimse yoktur.” Anlayışını rehber edinmektir şevk…

” Allah bu dine bir fasık-ı racül ile de hizmet ettirir” hadisi sırrınca nefsini, enaniyetini, benliğini, hodgamlığını, yanlış anladığı izzetini, haysiyetini soyunup sele vererek kendini fasık-ı racül bilip kendisine hizmet etmeyi nasip edene acz ve fakr içinde vasıl olmaktır şevk…

“Allah için olunuz” emrine itaat edip O’ndan gayrısını yakıp kül edip yele vermektir şevk…

Amansız düşmanlarla çıktığı mübareze meydanlarında takatinin son deminde “Allahtan ümidinizi kesmeyiniz” emriyle şahlanıp yola devam etmenin adıdır şevk…

Rahatını say’da, huzurunu cidalde bulmanın sırrıdır. “Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır” sırrınca “Gel” diye çağrılıncaya kadar yorulmadan, hizmette ön safta mükafatta arka saflarda saklanmanın zevkidir şevk…

Canları kabz meleğinin “Gel” nidasını duyunca bütün yüklerini dünyaya bırakarak  sevdikleriyle haşrolacak olmanın heyecanıyla terhis tezkeresini kapmanın huzurudur, yine Rabbinden  ona ve onun gibilere gelecek olan “Siz dünyada iken hizmette en ön safta, nimette en arka safta idiniz. Burada ise sizin yeriniz en ön saftır. Peygamberlerin, salihlerin ve şehitlerin yanıdır. “Buraya gelin”  müjdesiyle huzura kabul edilmenin hazzıdır şevk…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir