Müslüman Kadın Haklarını Biliyor mu?

İslam düşmanları, Müslüman kadını kendi inançlarına düşman ederek küçük düşürüyorlar. Kendi inancına, kültürüne, mukaddesatına muğber ve yabancı yetişen bir kadından daha zavallı kim olabilir ki? Bu kadın her türlü aşağılamayı, hakareti kendi eliyle kendisine davet ediyor ve düşmanlarını kendisine güldürüyor. Ayrıca Rabbini ittiham ederek dünya ve ahiret saadetini de kaybediyor. Oysa kadını yaratan Rabbi hiç ona haksızlık eder mi? Elbette hayır!

İşte Rabbimizin Müslüman kadına verdiği haklar. Yeter ki biz haklarımızı öğrenelim…

    Hayat hakkı. İslâmiyet, câhiliyye âdetlerinden biri olan kız çocuklarının diri diri gömülerek öldürülmesini şiddetle yasaklamıştır. Hiçbir cenin ya da insan kız veya kadın olduğu için cinsiyetinden dolayı öldürülemez.

Kâinatta Allah (c.c) her şeyi çift yaratmıştır. Bu çiftlerden her birinin diğerine, bütün yönleriyle eşit olduğunu söylemek mümkün değildir. “

Her şeyi çift (erkek ve dişi) yarattık ki düşünüp ibret alasınız.”(Zâriyât, 51/49)

Zerrelerden bitkilere, ondan hayvanlar ve insanlar hatta yıldızlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey çifttir ve birbirine muhtaçtır. Gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır. Kadın ve erkek birbirlerine üstünlük sağlamak için değil birbirlerini tamamlamak için yaratılmışlardır.

İnanç hürriyeti. Bir kadın inancı için öldürülemez. İnancının gerektirdiği şekilde ve tarzda yaşayabilir.

Şayet, “Kadınla erkek arasında iyi insan, üstün insan olma noktasında bir fark var mıdır?” diye sorulursa o zaman şunu hemen belirtmek isteriz: Hâkimiyet başka, üstünlük ve fazilet daha başkadır. Bu ikincisinde hemen şu yahut bu üstündür, demek çok zordur. Çünkü kadın olsun erkek olsun, her insan Allah’ın kuludur. Kullar arasında üstünlük sadece takva ilkedir. İlahi ferman olan Kur’an’a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza cinsiyetin değil takvanın çıktığını görüyoruz. Evet, Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır.

Nedir takva? En kısa ifadesiyle Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak, Onun razı olmadığı hareket, tavır, hal ve sözlerden uzak durmak. Onun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmak. İşte, kim böyle yaparsa üstün insan, faziletli insan odur. Bu noktada cinsiyete itibar edilmemiştir. Takva dendi mi hemen Salih ameli hatırlıyoruz. Salih amel, yani, hayırlı, güzel işler görmek. Onda da cinsiyete itibar edilmiyor. Mesela okunan her Kur’an harfine karşılık on sevap verilmişse, bu bütün insanlar için böyledir. Kadına daha az, erkeğe daha çok sevap söz konusu değil.  İslâm herhangi bir inanç sistemine müntesip olup kimseye zarar vermeyen her kadına hakkını vermiştir.

Oysa içerisinde yaşadığımız beşeri sistem inandığımız gibi yaşamamıza müsaade ediyor mu?

  Tahsil hakkı

İslâm Dini, ilme büyük önem verir. Nitekim onun ilk emri; “oku!..” şeklindedir. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Buyrulur. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:

“Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz!”

“İlim Çin’de de olsa arayınız!”

“İlim öğrenmek, kadın ve erkek her Müslüman farzdır.”  buyurmuşlardır. Kadın da erkek gibi, Allah’ın emirlerini öğrenip yapmak, yasaklarını da belleyip kaçınmakla mükelleftir.

Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Ey îmân edenler, kendinizi ve âilenizi cehennem ateşinden koruyunuz.”  buyrulur.

Bu âyet-i kerîmeyi Hz. Ali (r.a): “Çocuklarınızı terbiye edin, onlara ilim öğretin..” tarzında tefsir etmiştir.

Kadının aile ocağındaki en başta gelen vazifesi, çocuklarını yetiştirip güzel terbiye etmesidir. Ayrıca, zaman, mekân ve imkân yönünden de buna müsâid olmasıyla kadın, en mükemmel bir terbiyecidir. Bu itibarla kadınlarımızın, ilim, ahlâk ve irfân sahibi olmaları şarttır.

     Mal edinme ve mülkiyet hakkı

İslam kadına ticaret hakkı ve mal mülk edinme , miras hakkı vermiştir. Bütün bunları kendi idaresine vermiş. Hiçbir şekilde eşine ya da babasına bağımlı kılmamıştır.

Ailesinden düşen mirası tasarrufunda eşi asla müdahil olamayacağı gibi eşinden kalan mirasına da ailesi müdahil olamaz.

Boşandığı eşinden olma çocuğuna bakarken dahi süt dahil her türlü masraf anneye ait değildir.

 Çalışma konusunda genel buyruklar yanında Peygamberimiz zamanında yaşamış birçok seçkin kadının sosyal alanda faaliyet gösterdiklerini biliyoruz. Kadınlar savaşlara katılıp dövüşen askerlere yardım etmişlerdir. Peygamberimiz zamanında bazı siyasi ve dini anlaşmalarda kadınların da bulunduklarına tanık olmaktayız. Ayrıca Hz. Ayşe’nin birçok fetva verdiğini de bilmekteyiz. Yine fetva veren seçkin kadınlardan Hz. Fatma, Ebu Bekir’in kızı Esma ve ümmü’d-Derda’nın isimlerini sayabiIiriz . Hz. Ömer’in, Şifa Hatun’u çarşı ve pazarı kontrol etmekle görevlendirdiği de bilinmektedir. İslâmiyet’e göre kadınlar memur olabilirler. Öğretmenlik, hakimlik ve müftülük yapabilirler. tek şartla ki mahremiyet ve şer’i tesettürlerine dikkat ederek karma ortamlardan uzak kalarak çalışabilir. Ancak imam olamazlar

İffetini korumak.

İslâm, toplumun çürümesine neden olan başlıca amillerden birisi kadın-erkek arasındaki gayr-i meşrû cinsel ilişkiyi (zina, fuhuş) yasaklamış, caydırıcı bir etken olarak cezaî müeyyideler getirmiştir. Fakat asıl önemlisi bireyleri bu tür fiillere götürecek bütün yolları kapatması, oluşmasını önleyici tedbirler almasıdır. Bu tedbirlerin başında karşıt cinsteki yabancı kişilerin yalnız başlarına bir arada bulunmaması kuralı gelir. Hz. Peygamber, böyle bir durumun doğuracağı tehlikeli sonuçlara dikkat çekmek üzere, “Çünkü -bu takdirde- üçüncüleri şeytandır” Buyurmuştur

Diğer bir önleyici kural da tesettür ve sürekli bakış gibi uyarıcı davranışlardan kaçınma nur suresinde ilahi emirdir. Dokunma, el sıkışma ve benzeri fiziki temas yasağı da başka bir önlemdir

İslam’ın kadın-erkek ilişkileri hakkında getirdiği hüküm ve kurallar açısından bakıldığında bir birine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.

Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?

Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir. Evlenilecek değil eğlenilecek yaftası yemek ne erkeğe hele bir kadına asla yakışmaz.

İslâm insanın cinsel yönünü görmezden gelip bu alandaki ihtiyaçlarını yok saymaz. Tersine, bu yönünün meşru ve hem birey, hem de toplum için yararlı olabilecek biçimde tatminini öngörür. Evlilik kurumunun önemli varlık nedenlerinden birisi de insanın cinsel ihtiyaçlarının böyle bir yönde karşılanmasıdır. Bu nedenle İslâm’da evlilik teşvik edilmiş, olabildiğince kolaylaştırılmaya çalışılmış bu şekilde kadının iffetini koruma hakkını da muhafaza etmiştir.

 Meşhûr Vedâ hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâh‟tan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.“  buyurarak Onbinlerce Sahabe huzurunda, kadınların haklarını İlk olarak açıklamışlardır.

Onlara helal rızıktan yedirmek nazik ve merhametli olmak gerekir. Efendimiz şöyle emrediyor;

“Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin!” (Buhari, Itk, 15; Müslim, Eyman, 38) buyurmuşlardır.