Karma Eğitim
Türkiye’deki karma eğitim uygulaması 1923’te kurulan Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve ideolojisiyle doğru orantılıdır. Dini ve ahlaki bütün değerleri hedef tahtasına koyan ve Müslümanların yaşam alanlarına bütünüyle müdahalede bulunan Laik Cumhuriyet, Tevhid-i Tedrisat kanunuyla eğitim politikalarına da el koymuş, eğitim ve öğretimi tamamen devletin denetim ve gözetimi altına almıştır. Bu köklü ve dindar milleti maneviyat ve ruh cephesinden vurmayı hedefleyen Cumhuriyetin kurucu kadrosu, Cumhuriyeti sadece bir paravan olarak kullandı. Sözde çoğulculuğa ve halkın egemenliğine dayandırılan genç Cumhuriyet, iddia edilenin tam aksine yüzde doksan dokuzu Müslüman olan çoğunluğun inançlarını yok saydı. Onunla da kalmadı, inançlarını tahkir ederek, mukaddesatlarına ve kutsallarına karşı acımasız bir savaş açtı.
İnançlarımızla ve değer yargılarımızla asla örtüşmeyen, insanın sosyal ve akademik gelişimini aşırı derecede olumsuz etkileyen bu ecnebi tatbikatı da, tıpkı diğer devrimler ve inkılâplar gibi bilimsel ilkelerin ve pedagojik kaygıların çok uzağında, batılılaşma adına modernleşme kılıfıyla yapılmış ve ideolojik bir anlayışla millete zorla dayatılmıştır. Cumhuriyet öncesi Osmanlı dönemi eğitim sistemimizde karma eğitim uygulaması, sadece Sıbyan mekteplerinde uygulanmaktaydı. Zorunlu olmayan bu mekteplere 4-5 yaşındaki çocuklar birlikte aynı mektebe giderler ve ancak o yaşlarda birlikte eğitim görürlerdi. Günümüzde bunun örneklerini Aczmendi Sıbyan kurslarında veya genel tabiriyle okul öncesi Anaokullarında veyahut kreşlerde görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarıyla birlikte 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulüyle tüm eğitim kademelerinde karma eğitim esas haline getirildi. İlkokullarda başlatılan bu uygulama daha sonra 1927 yılında orta okullarda ve liselerde de uygulanmaya başladı. Hatta faşist Cumhuriyetin dönüştürme ve ahlâksızlığa zemin hazırlama projelerinden birisi olan Köy Enstitülerinde ve Halk Evlerinde ahlâki yozlaştırmalara zemin hazırlanarak, kadın erkek koç katımı harmanlanmış ve bu fuhuş yuvalarında milletin namus genleri üzerinde oynama yapılarak değiştirilmeye çalışılmıştır.
Dini hassasiyetleri oldukça yüksek bir toplumsal yapıya sahip olan ülkemizde, karma eğitim toplumun büyük kesimi tarafından yadırganmış ve mütedeyyin aileler eğitimsiz kalma pahasına çocuklarını karma eğitim veren mevcut okullara göndermekte isteksiz davranmıştır. Bu isteksiz ve müstenkif tavrı kabullenemeyen ve toplum mühendisliğine soyunan laik zihniyet; yasal müeyyidelerle ve mahalle baskısıyla bir taraftan kız çocuklarını zorla karma eğitime tabi tutarken bir yandan da onların başlarını zorla açtırmış, namuslarının ve iffetlerinin koruyucusu tesettürle tahsil hayatlarına devam etmelerine müsaade etmemiştir.
28 Şubat post modern darbesi, İmam Hatiplerle ve Kur’an kurslarıyla bir çıkış yolu arayanlar ve müesses nizama tabi olmayanlar için büyük bir zulme dönüştü. Zorunlu eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılmasıyla İmam Hatip liselerinin orta kısımları kapatıldı. Bu uygulama ile karma eğitim 14 yaşına kadar zorunlu hale getirilmiş oldu. Ortaöğretim düzeyinde kız ve erkek öğrenciler için ayrı eğitim veren okullar da bu darbe ile karma eğitime yönelmek zorunda bırakıldı. Ayrıca 5.sınıfı bitirdikten sonra Kur’an kurslarını tercih edenlerin de, tercih hakları ellerinden alınarak Kur’an kurslarının kapılarına kilit vuruldu.
Karma eğitimle, bizleri ahlaki değerlerimizden uzaklaştırmaya ve tuzağa düşürmeye çalışan batı da, bugün bu çıkmaz sokaktan çıkmanın çarelerini aramaktadır. Yüz yılın en büyük pedagojik yanlışı olan karma eğitimin karaya oturduğunu en başta batılı araştırmacılar itiraf ediyor. Yahudi ve Hristiyan din adamları için karma eğitim, ergenlik sonrasında kesinlikle kabul edilmemektedir. Cinsel tacizlerin ve istismarların yoğun bir şekilde yaşandığı dünyanın birçok ülkesinde, Katolik Hristiyanlara bağlı okullarda tek cins eğitim yaygın olarak uygulanmaktadır.
4+4+4 kademeli eğitim reformuyla darbe ürünü ve dayatması olan kesintisiz eğitimi sonlandıran Erdoğan iktidarı, 28 Şubat kalıntılarını temizlemiş, kökü kazınmak istenen din tedrisatını ve Kur’an kurslarını yeniden hayata geçirmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca, Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamberimizin hayatını Milli Eğitim müfredatına almakla inkılâp çapında bir ilke imza atılmış, kaybedilen bir asrın üzerine bir asır daha ilave edilmesinin önüne geçilmiştir.
Asırlık sorunlarla başa çıkmaya çalışan, bir asırdan beri milletin elinden çalınanları tekrar alarak milletine iade etmeye çalışan Erdoğan iktidarı, büyük bir tamirat ve restorasyon vazifesi görüyor. Ordunun dizginlerini Süfyanın elinden kurtararak tekrar Peygamber ocağına çeviren, devleti vesayet odaklarından arındırarak milletine hadim ve hizmetkâr haline getiren Erdoğan, devleti bütün kurum ve müesseseleriyle tepeden tırnağa yeniden dizayn ediyor. Başkanlık sisteminin ve yeni anayasa çalışmalarının gündeme geldiği ve hararetle tartışıldığı, 2023 ve 2071 hedefleriyle Yeni Türkiye’nin temellerinin atıldığı, bir asır daha kaybetmeye tahammülümüzün olmadığı şu kritik günlerde karma ve ayrı eğitim meselesinin bütün yönleriyle bilimsel bir çerçevede yeniden masaya yatırılmasının tam zamanı.

