Doğum Günü Kutlamak mı Asla!

Doğum günü kutlamak. Herkesin mutlaka bir şekilde şahit olduğu bir eylem. İlk bakışta çok masum çok romantik bir hareket.

Sevdiğiniz insanlar tarafından hatırlamak, onlardan gelecek güzel dilekleri dinlemek, pastanızdaki mumları üflemek, bir dilim pasta ve sürpriz hediyeler almak…

Mutluluk içinde geçirilen ve kendinizi çok özel hissedeceğiniz koskoca bir 24 saat…

Ben doğum günü kutlamayı sevmiyorum, bir yaş daha yaşlanıyorum bunu kutlayamam diyenlerin bile hatırlanmayı istediği bu özel gün…

Hayat harika bir yolculuk, bu yüzden her kilometreden keyif aldığına emin ol. Mutlu yıllar!

Biliyorum bu yazıyı okurken ne yani ne kadar güzel işte ne anlatmaya çalışıyorsun dediğinizi duyar gibiyim.

Hiç düşündünüz mü bu kadar basit bir eylem nasıl olurda insanlara dünyevi saadeti bahşederken ebedi hayatlarını ebedi bir hüsrana ve karanlığa boğabilir?

Önce bir ayet-i kerime meali:

Allah-u Teala şöyle buyurdu:

Ey Nebi, iman eden kadınlar sana: Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ayakları arasında iftira düzmemek, herhangi bir iyilikte sana asi olmamak üzere, biat için sana geldikleri zaman; onlarla biat et. Onlar için, Allah’tan bağış talebinde bulun. Çünkü: Allah Gafur Rahim’dir.

(60/12).

Mekke’nin fethi günü, Rasulullah (sav) Efendimiz, erkeklerle olan biati tamamladıktan sonra; kadınlarla biat etmeye başladı.

Kadınlarla olan biat, yalnız sözlü idi; Rasulullah (sav) Efendimizin eli, biat eden kadınların ellerine hiç değmedi.

Kötü ve düşük huylar, erkeklerden çok kadınlarda bulunduğundan; erkeklerin biatına göre kadınların biatında fazladan şartlar beyan buyurdu. Yüce Allah’ın emrine imtisal ederek, o vakitte kadınları o kötü huylardan men etti.

O şartlardan birincisi şuydu: Allah’a şirk koşmamak…

Bir kimsenin ameli; riyadan, şüm’adan, (Görsünler ve işitsinler diye yapılmaktan), Allah-u Teala’nın gayrından; sözde ve övmekle olsa dahi ecir talebinden beri olmaz ise, o amel şirk dairesinin dışında değildir. O ameli yapan dahi, halis bir muvahhid olmaz. Rasulullah (sav) Efendimiz bu manada şöyle buyurdu:

Ümmetimde şirk, karanlık gecede karalasın üzerinde yürüyen karıncanın ayak izinden daha gizlidir.

şirk âdetlerine, küfür mevsimlerine tazim etmek şirkte sağlam bir basamaktır.

İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümlerinin mecmuu ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşterektir. Halbuki küfürden teberri etmek, şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.

Böyle şeyler, ehl-i İslâm’ın cahilleri arasında şayi olmaktadır.

Allah-u Teala, bazı dalâlet ehlinin halinden şikâyet ederek, şöyle buyurdu:

Şu kimseleri görmez misin ki, onlar sana indirilen ve senden önce indirilene iman ettiklerini sanırlar; kâhini de hakem tutmak isterler. Halbuki, ona küfretmek için emir almışlardır. Şeytan dahi, onları, derin bir sapıklıkla saptırmak ister.

(4/60)

Kadınların pek çoğu, yasak olan bu fiilleri rahatlıkla yaparlar.

Anlatılan fiil, o kadınların hayırlısında ve şerlisinde; bu zamanda müşahede edilip görülmektedir. O derecede ki, bu şirkin inceliklerinden geri kalan, onun âdetlerinden bir âdete gitmeyen tek kadın bulunamamaktadır. Meğer ki Allah-u Teala’nın koruduğu biri ola…

Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Hristiyanlara ait  adetleri,  Yahudilerce bilinen gün âdetlerine uymak küfrü icab ettirip şirki gerektirir.

Nitekim ehi-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadın kısımları küffarın belli günlerinde küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları kendileri için de özel bir gün telakki edip o adetlere  tam manası ile itina ederler.

Bütün bu anlatılanlar şirktir ve Allah’ın dinine karşı küfürdür. Bu manada, Allahu Teala, şöyle buyurdu:

Onların pek çoğu, Allah’a iman etmez; meğer ki müşrik halleri ile inanalar…

(12/106)

İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretleri mevzu ile alakalı şöyle bir hadiseyi naklediyor;

“Bizim bir komşumuz vardı, Vefat etmek üzereydi, komşuluk hakkı üzere beni çağırdılar. Gittim ve gördüm ki ölmek üzeredir. Kendini kaybetmiş, son halleri ama bir türlü kelime-i şehadet getiremiyor. Kalbine nazar ettim (baktım), zifiri karanlık bulutlar çökmüş, iman nuru sönecek bir mum gibi kalmış olarak gördüm.  Karanlıkları dağıtmak amacıyla teveccüh ettim, dua ettim lakin zerre kadar karanlık açılmadı, dağılmadı. Bunu bir iki kere denedim ama fayda yok. Üçüncüde de olmayınca;

– “ Yâ Rabbi! Acaba bende mi bir kusur var bugün’ diye düşündüm. ‘Bu kadar Sana müracaat ettim ama hiçbir faydası olmadı’ diye niyâz ederken tam o esnada kalbime bir nida:

‘Ey İmam! Eğer sen bu teveccühlerini dağlara yapmış olsaydın, senin hürmetine ve teveccühün bereketine dağları yerinden sökerdim. Ama bu adamdan sen bir karanlık açamazsın, çünkü bunun karanlığı bazı amel noksanlıklarından değil, bazı günahları işlediğinden değil, dinsizlerin ve müşriklerin Hindu’ların şirk merâsimlerine katılmasındandır. Burada şirk vardır ve bu nedenle senin teveccühüne iltica edilmiyor’ diye bir ilham geldi.

O zaman Hindistan’da şirk bayramlarında boyalı, renkli pilav pişirip birbirlerine bunu hediye ediyorlarmış. Bu Müslüman adam da onlardan etkilenmiş merak ettiği için bir defaya mahsus aynı günde aynı şekilde pilav pişirip yiyor, dağıtıyor ve de kutluyormuş.

İmâm-ı Rabbâni (k.s.) şöyle devam ediyor:

“En sonunda ümidimi kestim ve evime doğru yol aldım. Bir zaman sonra bana komşumun öldüğüne dair haber geldi. Onun halini merak ettim acaba ebedi cehennemde kalacak mı diye sonra bana ilham olundu ki,

-O kişinin zerre miktarda olsa îmanı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedi kalmaktan kurtulacaktır.

Mektubat-ı İ. Rabbani 1/266

Şimdi meselenin hassasiyeti anlaşılmıştır inşallah. Artık doğum günü, yılbaşı, sevgililer, anneler, babalar, evlilik yıldönümleri vs. gibi şeyleri kutlarken bir kere daha düşünelim.