Kadınlar Neden Çalışmak İster
Kadınlar 20.yy.ın başlarında çalışma hayatına aktif olarak katılmaya başladılar. Gelişen teknoloji ile birlikte artan ihtiyaçların karşılanması sebep gösterilerek kadınların endüstri dünyasına katılmaları sağlandı. Aynı zamanda kadınlar ekonomik pazar için oldukça uygun bir meta olarak görüldü. Tabi ki tüm bu söylediklerimiz kadın fıtratı, yani yaradılış amacı dışında kullanmak isteyen kapitalist sistemin düşüncesini ve hedefini oluşturuyordu.
Medya ve iletişim araçları ile özendirilen lüks hayatlara kavuşma hayali kadınları acımasız rekabet dolu iş dünyasına hızla çekti. Günümüzde sözüm ona; kendisini eve hapseden geleneksel rolünün dışında, çalışma yaşamının kadına sunduğu ekonomik özgürlük, yeni bir sosyal çevre, kendine güven ve kişiliğin gelişmesi, toplumsal statünün yükselmesi gibi gösterilen gerçek dışı etkenlerden kopmak istememesi çalışma yaşamı içerisinde olmak istemesine en büyük etkendir.
Ayrıca sanayi devriminin başlarında da çalışma hayatında kadının ucuz ve vasıfsız iş gücü olarak görülmesi de bir anlamda kadınları iş hayatına çekmek isteyenlere de fırsat doğurmuştur. Dünya nüfusunun yarısını ve iş gücünün üçte birini oluşturan kadınların sanayi devrimi ile başlayan çalışma hayatına girmesi insanların özellikle kadınların hayatında birçok problemi de beraberinde getirmiştir.
2003 yılında herkesin hafızalarına kazınan radikal bir reklam jingle’ı olan ‘’çocuk ta yaparım kariyer de’’ sözü toplumumuz tarafından oldukça dikkat çekti. Ve dilimizde bir slogan olup birçokları tarafından bu düşünce benimsendi. Çalışma hayatına hızla atılan kadının, cennetin ayakları altında olduğu kutsal görevi olan anneliği ve saliha eş olma asli vazifesini ikinci belki de sonuncu sıralara atmasına sebep oldu.
KADINLAR İÇİN ÇALIŞMA HAYATININ ZORLUKLARI NELERDİR?
Anne ve saliha bir eş olmak için yaratılan kadının çalışma hayatında karşılaştığı birçok fiziksel ve ruhsal zorluklar vardır. Çalışma şartları insan psikolojisinde önemli bir yere sahiptir. Stresli ve yoğun çalışılan mesleklerde, kişilerde fiziki ve ruhi bazı zorluklar oluşabilir. Kadınların fıtratı strese ve fiziki yorgunluğa daha hassas olmaları sebebiyle daha menfi neticeler doğurabilir. Misal olarak, çalışma ortamlarında yaşanan iş yoğunluğu, kişisel rekabet, yorgunluk, gürültü, ortamın maddi ve manevi kirliliği, maruz kalabileceği şiddet ve cinsel tacizler olarak sıralayabiliriz.
Çalışma saatlerinin uzunluğu kadının; kendine, ailesine ve evine ayırması gereken zamandan çalması, hem kadın için hem diğer aile bireyleri için oldukça sıkıntılı bir durum oluşturur. İşinden arta kalan zamanda, kadının asli vazifesi olan anneliği ve eşine karşı olan kadınlığı hakkıyla yerine getiremiyor. Bu konularda kendini yetersiz hisseden kadın giderek eşine ve çocuğuna karşı suçluluk duygusu içerisine girebiliyor. Eşi ve çocukları ile tatmin edici, kaliteli, sağlıklı bir ilişki kuramıyor. Zamanla kendine, ailesine ve de evine yabancılaşan bir kadın profili karşımıza çıkıyor.
Yine iş ortamlarında ki yoğunluk, acımasız rekabet, stres, kadının naif zarif hissiyatını tahrip ediyor. Kadın, kendine has yaradılıştan gelen bu güzel özelliklerini zamanla kaybediyor. Yerine sert, duyarsız, hırslı, dik kafalı, kaygılı, şefkatini ve tahammülünü kaybetmiş daha çok erkeksi özellikleri taşıyan bir kadın kimliği beliriyor.
Çalışma ortamında uğradığı sözlü veya fiziksel şiddet ve cinsel taciz kadının ruhsal dengesini de bozuyor. Kadının erkek gibi güçlü olmayan bedeni de çalışma ortamlarında yıpranıyor.Belli dönemlerde yaşadığı hormonal değişikler kadının fiziki gücünü düşürüyor.Bu belirli özel dönmelerde, kadın daha hassas ve daha zayıf olabiliyor.Yine bu dönemlerde kadının erkek gibi aynı şartlarda çalışmasını beklemek kadınlar için oldukça zor bir durumdur.Sıkıntılı geçen, fiziksel ve muhakeme gücünün zayıfladığı bu dönemlerde kadının evinde dinlenmesi rahat olması gerekiyor.Oysa çalışan kadın bu dönemi işyerinde olumsuz verimsiz bir şekilde geçiriyor.
Çalışma hayatında olan kadının kazandığı para, yapmış olduğu kariyer ve geldiği sosyal statü hiçbir zaman kaybettiklerini karşılamıyor.İlk olarak para konusu ele alınırsa;kazanılan gelirden daha çok bir giderle karşı karşıya kalıyor kadın.Ev işleri için temizlikçi, çocuk için bakıcı tutma,giyim-kuşam-makyaj vb. gibi masrafları hesaba katılırsa kadın belki de kazandığından daha fazlasını bu giderleri karşılamak için sarfediyor. Yıllarca çok çabalayarak yapmış olduğu kariyer, asıl kariyerini yani asli vazifesi olan annelik özelliğini maalesef ki yok ediyor ya da değerini düşürüyor. Çocuklarının en çok ihtiyacı olduğu dönemde onların yanında olamayan anne, gelecekte çocuklarının gözünde önemini yitiriyor. Çocuklarına yeterince ilgi gösteremeyen ve zaman ayıramayan anneye gün geliyor çocukları kapılarını kapatıyor. Ayrıca çocukluk çağında yeterince anneleri ile birlikte vakit geçiremeyen çocuklar ileride iletişim problemi, sevgi eksikliği ve ruhsal sorunları olan bireyler oluyorlar. Dünyanın en saygın kariyeri dahi telafisi olmayan bu kaybı karşılayamaz.
Kadın çalışma hayatında kazandığını sandığı sosyal statüyü ailesi içinde giderek kaybediyor. Eşine çocuklarına ruhi ve fiziki açıdan uzaklaşan yabancılaşan kadın evde meta haline geliyor. Evin hanımı ve annelik gibi yüce bir konumu olabilecekken eve para getiren bir banka gibi görülebiliyor.
Değişen roller içerisinde, zamanla erkekleşen kadın, evde erkeğin aile reisi olma durumunu ele geçiriyor. Böylece çok ağır bir yükün altına girmiş oluyor. Ev içerisinde, ailede giderek huzursuzluklar başlıyor. Erkeğin reis olma ve otorite olma durumu sarsılıyor. Bu durumda hem kadın hem erkek hem de çocuk zarar görebiliyor. Ve ailede kişilik, kimlik bunalımları başlıyor. Pasifleşen erkek, hırçınlaşan kadın ve bunların arasında kalan kişiliği ve kimliği oturmamış çocuk..
Kadının çalışma hayatında yer alması ile birlikte gelişen bir başka sorun ise erkeklerin işsiz kalması. Ucuz işçi çalıştırma politikası ile çokça kazanmayı hedefleyen kapitalist sistem, çalışan seçiminde tercihini kadından yana yapıyor. Kamu kurumlarında bu fark pek görülmese de, özel kurumlarda çok ciddi bir şekilde ortaya çıkıyor. Kadının hem daha ucuza çalışması hem de fiziksel görüntüsü itibariyle müşteri açısından çekici bir unsur oluşturması işverenlerin kadını tercih etmesine sebep oluyor. Bu durum ise erkekler açısından menfi bir netice doğuruyor. Gün geçtikçe ülkemizde ve dünya da artan işsiz erkek sayısına hepimiz şahit oluyoruz. Bu tehlikeli gidişat ise bir çok yuvaların yıkılmasına, maddi imkansızlıklardan dolayı erkeklerin evlenmek istememesine neden oluyor.
Çalışma ortamları kadının manevi hayatını da olumsuz yönden etkiliyor. Kadının fıtratında gizlenmek, korunmak, sahiplenilmek gibi hisler vardır. Kadın kendisini yabancı erkeklerden ancak tesettürü ve evinde oturması ile koruyabilir. Fakat kapitalist sistemin dayattığı tüketim dünyasında çalışma ortamına itilen kadınların bunu yapabilmesi imkansızlaşır. İş hayatında yabancı erkeklerle muhatap olmaya başlayan kadın Allah’ın emri olan tesettür ve namahremle hemhal olmamak kuralını ihlal ediyor ya da etmek zorunda bırakılıyor. Mahremi olmayan erkeklerle iş münasebetiyle bir arada bulunması farkında olmadan manevi hayatını zedeliyor. Kadında yaradılış ta yabancı erkeklere karşı; çekinme, utanma, korunma duygusu giderek zayıflıyor ve beraberinde tehlikeli bir çok münasebete ilişkilere sebebiyet veriyor.
Sonuç ta çalışma hayatında olan kadının ruhunda yavaş yavaş başlayan bu tahribat ilerde belki de geri dönüşü olmayan manevi kirlenmelere yaralanmalara yol açıyor.Bu durum her iki tarafı da menfi bir şekilde etkiliyor.İş ortamında birbirine yakınlaşan erkek ve kadınlar kendi eşlerinden ve ailelerinden zamanla soğuyor ve belki de ayrılıyorlar.Hem erkek ve kadın hem de toplum ahlaki bir çöküntü içerisine giriyorlar.Toplumun temel taşı olan aile bir anlamda ortadan kaldırılmaya çalışıyor.

