İslâm’da Flört

En serseri ve asri bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Çünkü evlilik müessesesinin en esaslı hasleti sadakattir ve emniyettir. Kendini başka erkeklerin hevesat-ı nefsaniyesinden korumayan bir kız ne de erkeği kimse eş olarak kabul etmez. Birbiri ile evlenmeleri câiz olan, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin arkadaşlık yapmaları da zaten bizim geleneğimizde olmadığı gibi, dinimizde de câiz değildir.

İslâm, toplumun çürümesine neden olan başlıca amillerden birisi kadın-erkek arasındaki gayr-i meşrû cinsel ilişkiyi (zina, fuhuş) yasaklamış, caydırıcı bir etken olarak cezaî müeyyideler getirmiştir. Fakat asıl önemlisi bireyleri bu tür fiillere götürecek bütün yolları kapatması, oluşmasını önleyici tedbirler almasıdır. Bu tedbirlerin başında karşıt cinsteki yabancı kişilerin yalnız başlarına bir arada bulunmaması kuralı gelir. Hz. Peygamber, böyle bir durumun doğuracağı tehlikeli sonuçlara dikkat çekmek üzere, “Çünkü -bu takdirde- üçüncüleri şeytandır” Buyurmuştur. (Ibn Hanbel, Müsned, I, 227, III, 339)

Diğer bir önleyici kural da tesettür ve sürekli bakış gibi uyarıcı davranışlardan kaçınma nur suresinde ilahi emirdir. Dokunma, el sıkışma ve benzeri fiziki temas yasağı da başka bir önlemdir.(el-. Mavsılî, el-Ihtiyarî;l-Muhtar, IV, 156).

İslam’ın kadın-erkek ilişkileri hakkında getirdiği hüküm ve kurallar açısından bakıldığında flörtün bütünüyle İslâm sınırları dışında kaldığı görülür. Çünkü biçimi, şartları ve sonuçlan bakımından İslam’ın hüküm ve kurallarına ters düşen bir ilişki biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Evet, bir birine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.

Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?

Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir. Evlenilecek değil eğlenilecek yaftası yemek ne erkeğe hele bir kadına asla yakışmaz.

İslâm insanın cinsel yönünü görmezden gelip bu alandaki ihtiyaçlarını yok saymaz. Tersine, bu yönünün meşru ve hem birey, hem de toplum için yararlı olabilecek biçimde tatminini öngörür. Evlilik kurumunun önemli varlık nedenlerinden birisi de insanın cinsel ihtiyaçlarının böyle bir yönde karşılanmasıdır. Bu nedenle İslâm’da evlilik teşvik edilmiş, olabildiğince kolaylaştırılmaya çalışılmıştır.