Acz Ve Karanlıklar Yolcusu
FEYÂ RABBÎ,
Acz, nidanın madenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.
Karanlık dehlizlerin seyyahıyım ben…
Kör kuyuların maşrapası.
Muhitin esiri, vehim ve hayalin fitiliyim. Ateşim hırsımdır. Yakıtım ihtirasım.
Çiçeğin rengi benim içindir. Bülbülün sesi de benim için. Alimlerin kitaplarında feleğin devri de benim için. Elbette ben olmasam çiçeğin rengi, bülbülün sesi yine olacak fakat madem ben varım ayna misali alemi içimde aksettirerek, şikarını arayan aslan gibi onu fasılasız devam ettirerek mevcudum. O halde alem benimle tamam olur. Birlik benimle olur. Hadiseler etrafımda dalga dalga bestelenir. İsterse alemin seyri benden haberdar olmasın. İsterse tabiat kanunları beni hesaba katmadan cereyan etsin. Madem ben mevcudum alem ancak benimle tamamlanır. Çünkü hem cansız tabiat hem canlı madde,hem inanış ve fiil hem nihayetsiz ihtiras ve aşk hem ruhun iktidarı bende. Ben başlı başına küçük bir alem elbette eşyanın ve hadisatın mihrakıyım.
Muhalefet işaretimdir. Benim olmadığım her şey noksan, benim bilmediğim layecuz, benim takatimin yetmediği her bir şey manasızdır.
Zulmün doğurduğu en belalı istikametim “ilim tahakkümü”. İlmim ziyadeleştikçe zulüm kılıcım keskinleşir.
Bedene bekçilik eden aklın eline verdiğim en keskin silah, kör kuvveti hodgamlık ve menfaat sevdasıyla benliğe zebun etmişim.
Kibir en büyük kalem. Bütün değerleri, kıymetleri, bütün şeref ve faziletler kibir kalesinde cephanem oldu. Anlamaz fazilet dava eden faziletten mahrum olduğunu benim kibir kalemde nefeslendiği sürece.
Saygı, takdir, alkış yalnız kibrin zatına mahsustur. O kudreti kıskanır, fazilete haset eder.
Yalnız kendisini başkasına feda edenleri asla affetmeyecek kibir. O herkesi aştığı nokta da kendisini feda edenler karşısında aciz kaldığını görür. Çünkü onun yapamayacağı tek şey fedakarlıktır. Kibir nefsi fedanın zevkini asla tadamayacaktır.
Bitti mi ? dedi haşmet ve vakarla bir ses…
Şimdi kulaklarını aç ve dinle dedi…
Bütün gözler sesin geldiği yana çevrildi. Heybetli bir görüntünün altında haşmetli bir genç kalktı ayağa. Gök gürültüsü gibi seslendi:
Ey alemin mebdeinden müntehasına kadar adı bedbahtlardan zikredilen biçare!
Fani saltanatının beşer sultanı; sen ki ihtiyaç ve aczini def etmek için yardımcı ve ortaklara muhtaç iken bu ne tekebbür?
Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok kuvvet ve kudretin yok, elim elemlere maruz kalmışken nedir bu gaflet-ü nisyanın?
Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki seni sahibin görmesin. Ne vakte kadar zailat-ı faniyeye ihtimam ve bakiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?
Karanlıklar sultanı irkildi, korktu, titredi. Kimsin sen ey genç?
Ben bir garip Acz- Mendiyim.
Ne istersin benden ?
Karanlık dehlizlere kurduğun saltanatını yerle bir etmek isterim.
Korku ve tamah ile esir ettiğin ruhları azad etmektir emelim.
Menfaat ve kör kuvvetle kör ettiğin gözleri nura kavuşturmak derdindeyim.
Alemi “sen”den temizlemeye, kainat üstüne çektiğin kara tabiat perdeni paramparça etmeğe geldik.
Varlık kefesine bindiğin mizanı yokluk darasıyla dolduracağım.
Kibir ve gururla ulaşmaya muvaffak olamadığınız saray-ı Kur’anın has hazinelerine acz ve fakr tezkeresiyle vasıl olacağız. Gözler görmemiş, kulaklar işitmemiş cevherleri necim necim döşeyeceğiz ve temaşa edeceğiz senin saltanatını ayaklar altına alan bahtiyarlarla.
Ferşte gezen insanı arşa çıkaracağız aczin merakibleri ile kadir-i mutlak sultana rabtetmekle ziynetlenecek akıllar, ruhlar ve sahipleri. Ve aczin dereceleriyle kudretin mertebelerini hissedecek. Fakr-ı mutlakın rahmetini ve derecelerini idrak edecek ve zaafıyla kuvvetini anlayacak insan rabbinin.
Zulmetli karanlıklı bir mezar-ı ekber olan zaman-ı mazi ve karanlıklı gece şeklinde olan istikbalini iman ve itaat, teslim ve tevekkülle tenevvür ettireceğiz.
Ey “ben” girdabının karanlık yolcusu;
Acz, nidanın madenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır
.Feyâ Rabbî, yâ Hâlıkî, yâ Mâlikî! Seni çağırmakta hüccetim hacetimdir. Sana yaptığım dualarda uddetim fâkatimdir. Vesilem fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re’s-ül malım, emellerimdir. Şefiim, Habibin (Aleyhissalâtü Vesselâm) ve rahmetindir. Afveyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle yâ Allah yâ Rahman yâ Rahîm! Âmîn!

