Tebük Seferi

Hz. Peygamber’in Hicretin dokuzuncu yılında, Sam’da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karsı çarpışmak üzere Medine’den Tebük’e kadar sevk ettiği en son ve en güçlü askerî hareket…

Sıcak, kuraklık, kıtlık uzaklık ve güçlü düşman unsurları bu seferi “güç ve zor bir sefer” haline getirmişti. Hz. Peygamber savaş için hazırlık yapılmasını emrettiği zaman mevsimin olumsuzlukları, ürünün hasat zamanı oluşu ve insanların yazın sıcağında ağaç gölgesinde oturmayı sevmesi yüzünden, böyle sıkıntılı bir yolculuğa isteksizlik vardı. Ashab-ı kiramın ağır davranması dikkati çekmişti. Bu yüzden Allah-u Teâlâ müminleri söyle uyardı:

    Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihada çıkın, denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz Yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahreti bırakıp, sadeœ dünya hayatına mı razı oldunuz? Hâlbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir.  Tevbe, 9/38

Devamı ayetlerde, eğer bu cihada çıkmazlarsa can yakıcı bir azapla karşılaşacakları, bunun zararının Allah’a değil kendilerine olacağı, Allah’ın Resulüne yardım etmeseler bile, Allah’ın O’na yardım edeceğini, nitekim Mekke’den hicret ederken de Resulullah’a yardım edildiği, mağarada da o, arkadaşına;

“üzülme, Allah bizimle beraberdir” diyordu, böylece Allah’ın Resulüne emniyet ve güven verdiği, simdi de ayni yardımı yapabileceğini bildirdi (Tevbe, 9/39, 4I).

İslâm toplumu su ayetle topluca cihada çağrıldı:

Ey müminler! Güçlünüz zayıfınız hep birlikte savaşa koşun. Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır (Tevbe, 9/41).

SAHABENİN ORDUYA YARDIMLARI

Hz. Peygamber her gün minberine oturur ve “Allah’ım! Sen su bir avuç İslâm toplumunun yok olmasına fırsat verirsen, artık yeryüzünde sana ibadet olunmaz” diyerek yalvarır ve müminleri mallarıyla ve canlarıyla cihada teşvik ederdi. Bunun üzerine servet sahibi müminler orduya yardım getirmeye başladılar.

Hz. Ömer bu sefere dörtbin dirhem gümüş para (beş dirhem yaklaşık bir koyun bedeli) getirmiş ve Hz. Peygamber’in “Geride ne bıraktın?” sorusuna;

“malımın yarısını” diye cevap vermiştir. Hz. Ebû Bekir de dörtbin dirhem getirince, Allah elçisinin “Aile fertleri için ne bıraktın? ” sorusuna; “Onlara Allah ve Resulünü bıraktım” diye cevap verince, bunu işiten Hz. Ömer hayır yarısında Ebû Bekir’i geçemeyeceğini belirterek ağlamıştır.

Abdurrahman b. Avf’da sekizbin dirhem sermayesinin yarısını getirince Allah elçisi; “Allah senin getirip verdiğini de, ev halkın için ayırdığını da bereketlendirsin” diye dua etmiştir.

Hz. Osman ise ordunun teçhizinde en büyük yardımı yapmıştı. O, üçyüz deve, yüz at bağışlamış, ayrıca bin altın lirayı Resulullah’ın kucağına dökünce, Allah elçisi; “Ey Allah’ım! Ben Osman’dan râzıyım, sen de razı ol” diye dua etmiş ve Osman’ın bundan sonra olmuş olacak şeylerden bir sorumluluğunun bulunmayacağını bildirmiştir. Ayrıca Hz. Osman’ın birer altın sarfı ile onbin askeri teçhiz ettiği, su içtikleri kapların ağız bağlarına ve askı iplerine kadar sağlanmadık ihtiyaçlarının bırakmadığı nakledilmiştir.

Malî durumu zayıf olanlar da ellerinden gelen yardımı yapıyorlardı. Hz. Peygamber; “Kim bugün bir sadaka verirse sadakası kıyamet günü Allah katında onun lehine şahitlikte bulunacaktır” buyurunca, bir adam başına sardığı sarığı vermiş, siyah, hor görünüşlü bir yoksul da çok güzel bir deveyi bağışlayıp gitmişti.

Ebû Ukayl iki ölçek hurma karşılığında sabaha kadar su çekmiş, bir ölçeğini ev ihtiyacı için ayırmış, bir ölçeğini de orduya bağışlamıştı. Hz. Peygamber onun için de hayır ve bereketle dua etti.

Başka bir yoksul Ulbe b. Zeyd ise mali, mülkü, biniti olmadığı için cihada hiçbir katkısı olamayışından çok üzgündü. Gece namazından sonra Allah’a niyazda bulundu, imkânlarının olmayışından yakindi. Ertesi gün sıkılarak, alay edilmeyi göze alarak çok az bir meta’ı Hz. Peygamber’e getirdi. Bu da sadakalara karıştırıldı. Ertesi gün Hz. Peygamber az bir sadaka veren bu yoksulu davet etti ve söyle buyurdu:

“Muhammed’in varlığı, kudreti elinde bulunan Allah ‘a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların Divan’ına yazıldın”

Kadınlar da ellerinden gelen yardımı yapmaktan geri durmuyorlardı. Bütün hanım sahâbîler de, ne kadar takıları ve ziynet eşyâları varsa, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in önüne getirdiler. On bir yaşında küçük bir mü’mine kız da, ufakken kulağına takılan küpeleri çıkaramayınca, heyecanından onları kulağını yırtarak çıkarttı. Bu kanlı küpeleri Allâh Rasûlü’nün önüne koydu.