Mezarından Çıkarılıp Asılan Âlim

Mevlevi  İbrahim Hakkı hz leri’nin Ankara’ya zıt faaliyetleri Ankara’nın dikkatini çekmiş ve İstiklal  Mahkemesi  vasıtasıyla yargılanmasını istemişlerdir. 1926 yılının ikinci yarısında Erzincan’a  gelen İstiklal Mahkemesi Ankara’dan aldığı emirle onun idamını istemiş ve kendisini o tarihte Erzincan’da bulamadıkları için mahkeme gıyaben idamına karar vermiştir.

Kendisi bu sırada Erzincan’ın kemah ilçesine bağlı doğduğu köyü olan Müşekrek  köyünde bulunduğu için idamı o an gerçekleştirilememiştir.

Anlatıldığına göre Mevlevi İbrahim Hakkı Hz’leri Müşekrek köyünde iken İstiklal Mahkemesinin kendisi hakkında idam kararı verdiğini ve bu kararı onayladığını duyunca, hemen uzunca bir Arapça müdafaname hazırlamış ve ertesi günü Erzincan’a doğru yola koyulmak niyetiyle köy evinde son kez istirahate çekilmiştir.

 ‘‘Gece rüyasında, aynen İskilipli  Atıf Efendi’nin idam gecesinden bir gece önce Resulullah (SAV) gördüğü gibi, oda Allah’ın Resulünü görmüş ve Allah’ın Resulünün İskilipli Atıf Hoca’ya dediği gibi kendisine de, “İbrahim Hakkı sen bizimle olmak istemiyor musun? bak biz kucaklarımızı açmız seni bekliyoruz.” sözleri söylenmiştir.’’

     Bu sadık rüya ile heyecandan uykusundan uyanan İbrahim Hakkı Hz’leri hemen orada hazırlamış olduğu Arapça müdafanamesini yırtmış ve çocuklarına dönerek “Ben artık Allah’ın Resulüne gidiyorum, hakkınızı helal ediniz evlatlarım” diyerek ailesiyle son kez vedalaşmıştır.    

     Odasında sabah namazı için getirdiği bakır ibrikle abdestini alıp namaza durduktan bir müddet sonra ibadet halinde iken ruhunu teslim etmiştir.        

     Zaten hakkında idam fermanı olduğu için jandarmalarca aranan İbrahim Hakkı Hz’leri vefat ettiğinde çocukları, ilk iş olarak onun öldüğünü Erzincan’da ki şark İstiklal Mahkemesi’ne duyurmak istemişlerdir…   

     İbrahim Hakkı’nın ölüm haberini alan İstiklal Mahkemesi, onun gerçekten ölüp, ölmediğine dair araştırma yapacak bir heyeti İbrahim Hakkı’nın çocuklarıyla birlikte hemen Kemah ilçesinin Müşekrek köyüne gönderir.

Müşekrek köyüne gelinildiğinde bir grup asker ve bir grup sivil heyet hemen köy mezarlığına giderler ve mezarın açılarak cesedin kendilerine gösterilmesini isterler.

Askerler köylülere ve İbrahim Hakkı Hz’lerinin evlatlarına zorla mezarı açtırırlar ve birkaç gün evvel vefat eden bu zatın kefenini açıp onun yüzüne bakarlar. Jandarmaların yanlarında getirdikleri o zaman Kemah Nahiye Müdürü, yüzünden hala nur fışkıran bu Mevlevi şeyhinin cesedini hemen tanır ve “evet bu ceset Mevlevi İbrahim Hakkı’nın cesedidir.” der.

‘‘Jandarmalar İstiklal Mahkemesi heyetinden aldığı emir gereği cesedi mezardan çıkartarak beyaz kefeniyle birlikte oracıkta yaptıkları darağacında, “salben idam” fermanı yerine getirilmesi için hemen İbrahim Hakkı Hz’lerini idam ederler’’

Ölmüş bir insanın idamına çok kızan, zamanın halk partisi Kemah nahiye müdürü jandarmalara dönerek “bu yaptığınız insanlık dışı bir olaydır. Adamcağız zaten ölmüş ve ceset  de onun cesedi hala niye idam ediyorsunuz?” diye sorduğunda jandarmaların verdiği cevap çok ilginçtir.

“Mahkeme onun salben idamına; asılarak idamına karar vermiştir.”  Evet, dünya da görülmeyen bir zulümle mahkeme kararı bu şekilde yerine getirilmiştir.