Türkiye’de İnkılâplar Gerçeği

İnkılâp lügatte; başka tarza değişmek, bir halden diğer hale geçmek, başka türlü olmak, alt üst olmak manasına gelir.

Bir memlekette dâhili inkılâplar memleketin ve vatandaşların ihtiyaçlarından doğmalıdır. Yoksa inkılâpçı ile diğer insanlar arasında çarpışmalar meydana gelir.

Bilhassa umuma hitap eden inkılâplar böyle bir zaruretten kaynaklanmazsa ayaklanmalar, zulümler, baskılar birbirini kovalar. Şu Anadolu insanı tarihten gelen bir terbiye ile daima devletine muti olmuştur. Bizde devlete itaat devletten gelen emirlerde aklımıza yatmasa dahi bir hikmet arayıp karşı gelmemek asıl olmuştur.

Durum böyle olduğu halde 1920’den itibaren Anadolu’da idareye karşı gelen ayaklanmaların sebebini çok ciddi olarak araştırmak gerekir.

1914’de başlayıp 1918 Mondros mütarekesiyle teslim bayrağını çektiği güne kadar son neferini de emsalsiz bir itaat ve bağlılık içerisinde feda eden bu millet nasıl oldu da 1920’den sonra büyük küçük onlarca isyan hareketine girişerek devlete karşı geldi. Acaba kabahatli yalnız millet miydi düşünmek lazım?

Biz daha derine inmeden sadece 1925’den sonrasına bakalım.

Şarkta bir ayaklanma oluyor. Sebebi ne olursa olsun bu bir asayiş meselesidir. İsyan bastırılır. Suçlu olan varsa cezasını çeker. O kadar. Fakat bizde böyle mi olmuştur. Bu hadise bahane edilerek bu milletin bin senelik ilim irfan yuvaları olan medreseler kapatıldı. Milletin maneviyat merkezi durumunda olan dergâhlar tekkeler kapatıldı. Yavuz Sultan Selim’in kanuninin mezarlarına kilit vuruldu. Ziyaretleri yasaklandı. ,

Bugüne tatbik etsek; şarktaki PKK hadisesini bahane ederek bütün okulları kapatalım. Top yekûn bir milleti ilimsiz irfansız bırakalım bu nasıl dehşetli haldir. Tasavvuru bile zor.

Bu vaziyete karşı direnen millet mi kabahatlidir? Yoksa zulmün dik alasını yapan idareciler mi?

Kıyafet inkılâbına gelelim 1800000 km2 olarak birinci dünya harbine giren Osmanlı yedi ordusunu tamamen kaybetmiş. Köylerde yedi yaşında erkek çocuklarla yetmiş yaşında ihtiyarlar var.  Aradaki nesiller harplerde şehid olmuşlar. Çift sürecek harman kaldıracak kadınlardan başka kimse kalmamış. İnsanlar aç, perişan. Hastalıklar oluk, oluk insanlar ı kabristana gönderiyor. Yol yok, han yok, hamam yok. Memleketin durumu bu iken birisi çıkıp da şu kıyafet inkılâbının mana ve mantığını bana izah edebilir mi?

Kafadan fesi çıkarıp fötörü takmakla evlere ekmek mi girdi, köylere yol mu yapıldı, insanlara iş mi bulundu?

Kadının başındaki çarşafı yırtılıp sırma saçlar ortaya çıkınca fabrikalar mı kuruldu? Mektepler mi yapıldı? Önceliği milletin milli ve manevi değerlerini tahrip etmeye veren zamanın idarecileri bu ağır vebalin hesabını nasıl veriyorlar acaba.

Örf adet an’ane bir milletin hayat damarlarıdır. Bunları acımasızca ve sorumsuzca kestiler. Ne elde ettiler?

1 ve 2. Dünya savaşlarında yerle bir olan Almanya’nın bugünkü durumuyla bizim durumumuzu kıyas edelim. Sebebi nedir acaba?

Sebebi gayet açıktır. Bizi idare edenler milletin dinine-imanına- örfüne- âdetine-an’a nesine musallat oldular. Millet zaruri olarak mukavemet gösterdi. Millet direndikçe idare zulmünü artırdı. Yani devlet-millet boğuşmasından zaman bulup teknolojik, ziraî ve sınaî inkişaflara vakit bulamadık.

O günün idarecileri kendi milletinden öylesine nefret ettiler ki; Abdullah Cevdet denilen birisi “Bulgarlardan damızlık erkekler getirelim de şu Anadolu insanının neslini ıslah edelim” diyecek kadar adileşmişler. O kadar ruhsuz ve köksüzdürler.

Her birinin elinde bir mezura önüne gelen herkesin kafatasını ölçüp Türk mü değil mi diyecek kadar menfi milliyetçilik yaptılar. Onlar metreyle Türk arayınca birileri de Kürt aramaya başladılar. Ve PKK nın temeli o gün atıldı.

Sözü uzatmamak için en yıkıcı harf inkılâbına girmeyeceğim bile.

Netice olarak terakki giyilen üç beş metre bezin şeklini, rengini değiştirmekle elde edilmez. O bir ilim ve hikmet ve mesai işidir.

İnkılâpçılar memleketi mahvettiler vesselam…