BÜHTAN ve İFTİRA

İmam-ı Rabbani hazretlerinin mektubatında; Kadınların biatinde anlatılan dördüncü yasak şart ise, BÜHTAN ve İFTİRADIR.

Anlatılan bu kötü huy, kadınlarda daha ziyade olduğundan; bilhassa onlar bu işten nehyedildi. Bu sıfat, çirkinlik itibarı ile kötü sıfatların en şiddetlisidir. Rezil huyların da en rezilidir. Zira o, bütün dinlerde haram olan yalanı tazammun eder; hepsinde de kötü görülmüştür. Bundan başka, müminlere eziyet sayılır ki, bu dahi haramdır. Sonra o, yeryüzünde fesadı gerektirir ki, mahzurlu olup men edilmiştir. Kur’an hükümlerinin kafi kararı ile, kötü olarak kabul edilmiştir.

En Çok Düşmanı Olan Kimdir?
En çok düşmanı olan Allah-u  Teâlâ’dır!

Bir gün Musa aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış,

– Ya Rabbi, ne olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın, diye dua etmiş. Allah-u  Teâlâ buyurmuş ki:
– Ya Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, Benim hakkımda neler konuşuyorlar.

Peygamber efendimiz Allah’ın habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah’ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu.

“Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı.” buyuruyordu. Hadis-i şerifte buyruluyor ki:

“Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allah-u  Teâlâ onu Cehennemde bırakır.” [Ebu Davud]

Namuslu Ve Suçsuz Birine İftira Atmak            

Allah-u Teala şöyle Kur’an-ı kerimde nur suresi 4. Ayette şöyle buyuruyor:

“Namuslu ve hür kadınlara (zina) iftirası atan sonra dört şahit getiremeyen kimselere seksen değnek vurunuz. Onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyiniz. Onlar fasıkların ta kendileridir.”

Ve nur suresi 23. Ayette;

“Namuslu ve habersiz (suçsuz) mümin kadınlara iftira atanlar dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.”

Resulullah (s.a.v):

 “Helak edici yedi günahtan sakının…..” hadisinde hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara iftira atmayı da zikretmiştir.

“Müslüman elinden, dilinden başkalarının selamette kaldığı kişidir.” (Buhari, Müslim, Ebu Davut)

Hiçbir Müslüman iftira edilmeyi hak etmemiştir. İftira atmak düpedüz yalancılıktır, büyük günahlardandır ve haramdır. İftira atan büyük kayıplara uğrar. O kayıplara gelince:

1- Haram işlemiştir. Günahkâr olmuştur.

2-Kardeşler arasında Allah’ın görmek istediği uhuvveti, sevgiyi, muhabbeti, saygıyı, güveni, huzuru, neşeyi ve barışı bozarak, şeytana habis ve iğrenç işinde kolaylık sağlamıştır.

3- Kendisini Allah’ın rıza dairesinden uzaklaştırmış, Allah’ın lânetine yaklaştırmıştır.

4- Yalan söylemiştir. Tarafları aldatmıştır. Yalanı ortaya çıktığında kendisi insanlara mahcup olmaktan kurtulamayacaktır.

5- İftira attığı kişiyle helâlleşmezse cezasını mutlaka görecektir. Dünyada bir gün kendisi de attığı iftira kadar şeni bir iftiraya mahkûm olur. Âhirette de, Allah’ın sorgusuna muhatap olur.

İftiraya uğrayan kişinin uğradığı kayıplara gelince:

1- İftiraya uğrayan kişinin Allah nezdinde kaybı yoktur. Bilâkis kazancı vardır. Cenâb-ı Hak:

“Böyle imtihanlar sizin sevaba erişmeniz için birer vesile teşkil eder.”  buyurmuştur.

Meselâ iftiraya uğradığı halde sabreder, kardeşlik hukukunu, uhuvveti ve toplum huzurunu bozucu taşkınlıklardan kendini alıkoyar ve iftira atmaktan da, iftiraya uğramaktan da Allah’a sığınırsa sevabını katlamış olur. Ayrıca iftira atan kişiye, günahının birçoğunu da yüklemiştir. Halk arasında iftiraya bu açıdan “günahını alma” denir ve doğrudur. İftiraya uğrayan kişi eğer suçsuz ise, mahşerde Allah’ın adaleti gereği ya iftiracının sevaplarından alır, ya da eğer iftiracının sevabı kalmamışsa kendi günahlarını ona yükler. Peygamber Efendimiz (a.s.m) mahşerde böyle kaybeden kişileri  “gerçek müflis” olarak nitelemiştir.

MÜMİNLERE ATILAN İFTİRALAR DÜNYADA DA LEHLERİNE DÖNER

Müminlere atılan iftiraların, ahiret kazancının yanında, dünya hayatında Müslümanlara getireceği hayırlar da vardır. Daha önce söz ettiğimiz Hz. Yusuf’a atılan iftiranın sonucu buna güzel bir örnektir.

Hz. Yusuf kendisine atılan iftira sonucunda, hiçbir suçu olmamasına rağmen hapse atılmış ve yıllarca zindanda kalmıştır. Orada kaldığı süre boyunca yanındakilere Allah’ın varlığını anlatarak tebliğ yapma  imkanı bulmuştur.

İFTİRAYA MARUZ KALAN MÜMİNLERE KARŞI HÜSN-Ü ZAN

Geçmişteki örnekler üzerinde düşündüğümüzde, karşımıza çok önemli bir nokta daha çıkmaktadır: İftiraya uğrayan müminin sabrı ve tevekkülü denenirken, aynı zamanda bu olaya şahit olan diğer Müslümanların da iftiraya uğramış müminlere karşı hüsn-ü zanları ve samimiyetleri denenmektedir.

Müminlerin birbirlerine hüsn-ü zanlı olmaları gerçekten de, son derece önemli bir konudur. Çünkü dine düşmanlık besleyenler tarihteki örneklerinde görüldüğü gibi, ortaya bir iddia atarken bunu kendilerince güçlendirmekte; iftiralarını sahte delillerle veya yalancı şahitlerle makul ve inanılır hale getirmek için gayret göstermektedirler. Bunu yaparken de iftira attıkları kişileri özellikle diğer Müslümanların gözünde küçültmek, Müslümanların aralarını açmak istemektedirler. Önceki bölümde gördüğümüz gibi, yakın tarihimizde Bediüzzaman’ın maruz kaldığı komplolar bunun bir örneğidir. Bediüzzaman dinine ve manevi değerlerine son derece bağlı bir insan olmasına rağmen, kendisini dine karşı samimiyetsiz gösterecek iftiralara maruz kalmıştır. İşte burada inkarcıların sinsi bir planı yer almaktadır; Müslümanların arasını açarak birbirlerine destek olmalarını engellemek. Oysa Kuran’da Müslümanlara daima birbirlerine destekçi olmaları emredilmektedir:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

O halde bir Müslümanın yapması gereken iman eden bir kişi hakkında kötü bir haber duyduğunda öncelikle o işin aslını araştırmak olmalıdır. Eğer karşıdaki kişinin iman eden, Allah’tan korkan, Kuran’a uyan bir insan olduğu biliniyorsa bu durumda hemen tarih boyunca Müslümanlara atılan iftiraları düşünerek iftiraya uğramış mümine hüsn-ü zan etmek şarttır.

İFTİRA, CAHİLİYE MANTIĞI İLE DEĞERLENDİRİLMEMELİDİR

Müslümanların her şeyden önce şunu unutmamaları gerekmektedir: İnkarcıların müminlere iftira attıkları, onların aleyhinde incitici sözler söyledikleri ve bunun Allah’ın değişmeyen bir kanunu olduğu Kuran’da bize haber verilmiş olan bir gerçektir. Bu durumda tüm Müslümanların uyanık olmaları, su-i zanna kapılarak bir başka insana haksızlık yapmaktan kaçınmaları son derece önemlidir. Hatta Müslümanlar bir insanın iftiraya uğramasını, o kişinin samimiyetinin bir göstergesi olarak da kabul edilebilirler.
Bazı kimseler ise, “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” veya “neden ona söyleniyor da bana söylenmiyor” gibi, Kuran’da anlatılan gerçeklerle bağdaşmayan vesveselere kapılabilirler. Ancak bu insanlar önemli bir hataya düşmüşlerdir. Çünkü Kuran’ın dışında, cahiliye insanları ile benzer, onların mantıklarını taşıyan yorumlar yapmak, onlar gibi davranmak Kuran’da bildirilen gerçekleri unutmak demektir. Allah’a iman eden bir insanın böyle bir hataya düşmekten şiddetle kaçınması gerekir.

Müslümanların, atılan iftiralara kulak vermemeleri, hatta iftiracılara da bu iftiralara inanmadıklarını ve hiç itibar etmediklerini söylemeleri, iftiracıların tuzaklarını bozacak ve böylece iftiralar yerini bulamayacaktır.
Şu da unutulmamalıdır ki, insanların büyük bir çoğunluğunun iftiraya iştirak ederek Müslümanların karşısında olması ise, asla iftiranın gerçek olduğunu gösteren bir durum değildir. Çünkü Allah bir ayetinde insanların çoğunluğuna uymanın saptırıcı olabileceğini bildirmiştir:

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.” (Enam Suresi, 116)

Ayrıca, Müslümana yönelik suçlama bir fasıktan, yani Allah’a karşı isyankar bir insandan geliyorsa, bunun Kuran’da bildirildiği gibi etraflıca araştırılması ve gereken deliller bulunduktan sonra dikkate alınması gerekmektedir. İftiralara kanan kişilerin de peşin karar vermeden önce Kuran’ın bu hükmüne göre hareket etmeleri ve bunu kanıtlayacak delilleri görmeleri veya göstermeleri gerekmektedir. Bu durum, Kuran’da Allah’ın tüm Müslümanlara emrettiği bir hükmüdür:

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. ” (Hucurat Suresi, 6)

Müminlerin dünyada ve ahirette pişmanlık ve vicdan azabı duymamaları, daima hakkı ve adaleti ayakta tutmaları için yol göstericileri Kuran’da bildirilen bu gerçekler olmalıdır.

Asuman Güven