“Adem-i Kabul” ve “Kabul-ü Adem” arasındaki fark nedir?
“Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul; adem-i delil-i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır.” (Mektubat, Hakikat çekirdekleri/74 )
Adem-i kabul; “İman hakikatlarına karşı lakayt kalmak, gerçekleri, fikir yormaksızın inkâr etmek.” demektir. (Şek)
Kabul-ü adem ise, “Gerçek olmayan bir fikri kabul etmek, hakikatin zıddına inanmak ve bunu dava etmek.” manasını taşır. (İnkar)
Bir kısım insanlar vardır ki, nefsanî hayat düzenini benimsemişlerdir ve yalnızca hevesatına göre yaşarlar. Bu yaşam tarzları ise iman hakikatları üzerinde düşünmelerine, kafa yormalarına engel olur ve hidayetlerine perde çeker. İşte bu kesimin inancı adem-i kabul olarak isimlendiriliyor. Adem-i kabul yani; kabulsüzlük. Bu inkâr kolaydır ve inkârcıların çoğu bu gruba girer.
Bir başka grup da vardır ki, onlar, iman hakikatlarını kabul etmemekle kalmaz, inkâr eder, onlara karşı çıkarlar; aksini ispat etmeye zorlanır ve insanları kendi batıl çizgilerine çekmek için gayret gösterirler. İşte İslâm’ın azılı düşmanları bu gruptaki insanlardır. Bu kısmın itikatları kabul-ü ademdir; yani yanlış bir yolu kabul etme, bâtılı dava etme, inançsızlığa inanma. Bu yolda gidenlerde düşünmemek değil, hatalı düşünmek ve bunu dava edinmek söz konusudur.
Kabul-ü ademde, o hakikatın yokluğuna delil getirilmesi gerekiyor. Birinci adam şek içinde, şüphe içinde yaşıyor, ama iman şüpheyi kabul etmediği için bu adam da küfür dairesinde kalıyor. İkinci adam ise doğrudan doğruya inkâr yoluna girmiş bulunuyor.

