Bediüzzaman’ın Arkasından Gitmek

Risale-i Nur’da buyruluyor; “Medar-ı necat ve halâs, yalnız ihlâstır.”

Demek ki, insanların ebedi hayatının ve dünyevi hayatının kurtuluşunun bir tek çaresi vardır, ikincisi keşfedilmemiş. Bu da nedir? İHLAS. Bu hususta bir şey söyleyeceğim. Buna çok dikkat edelim. Davasını kendisinin üzerine çıkarmış adamın yenmeyeceği bir güç yoktur. Davasını kendisinin üzerine çıkarmış bir insanın önüne hiçbir kuvvet engel olamaz. Mağlubiyetlerin tek sebebi davaya inanmış adamın olmamasıdır. Onun için  üstadımız Hz. Bediüzzaman(r.a): “Bir beldede bir talebem varsa orayı feth olunmuş nazarıyla görüyorum” diyor.

Çünkü Bediüzzaman’ın talebesi davasına inanmış adamdır ve o adamın önünde hiç bir engel düşünülemez, maddi hiç bir engel yoktur. Türkiye’de ve birinci dünya harbinden sonra dünyada bir ilhat (dinsizlik) hareketi başladı. Bu dinsizlik hareketi İslam dinine karşı olan bir dinsizlik hareketidir. Dinsizler evvela kuvveti ele geçirdiler yani devleti ele geçirdiler, devletin gücünü kullanarak cemiyeti istedikleri şekle, istedikleri dinsizlik şekline soktular. Ondan sonrada bu cemiyetin içerisinde, sivrilip milleti tahrik eden, milletin önüne düşen, milleti bu dinsizliğe tahammül edemeyiz diyenleri idam ettiler. Yani yukarıdan doğru üç zulmet indi, birincisi; devlet zulmeti, ikincisi; cemiyetin zulmeti, üçüncüsü; ferdi tahrip edip bitirdiler, onun zulmeti.

Şimdi Bediüzzaman (r.a) o anın ilhamatından olarak nurlandırmayı tersinden yaptı onun için kuvveti belli bir noktaya gelinceye kadar rejimle burun buruna gelmedi. Ne yaptı?

Risale-i Nur ile Hz. Bediüzzaman evvela ferdi ihya etti. Dedi ki; “Bir inanmış adam mağlup olmaz bir kuvvettir.” Kimin himmeti ise tek başına küçük bir millettir, bunun üzerinde şiddetle duruyorum. Kendin, şahıs olarak davana inanmışsan seni mağlup edecek yeryüzünde hiç bir kuvvet yoktur. Bunun misaller çoktur, birisi Bediüzzaman’dır. Birisi Hitler’dir, birisi Lenin’dir, birisi Mao’dur, ila ahir. Yani yeryüzünde davasına inanmış, davasına kitlenmiş davasını kendisinin üzerine taşımış bir adamı mağlup edecek hiç bir kuvvet yoktur.

İşte bunun  için ortada bir mağlubiyet bahse konuysa kusur kendimizdedir, inanmamışız. Tek başına dünyaya meydan okuyacak bir imana sahip olmak.  Bediüzzaman ferdi muhatap aldı. “Tek bir insanın imanın kurtulması için kendimi cehenneme atmaya hazırım. diyor. Bir kişinin imanını ihya etmeye çalıştı! Çünkü bu sırrı keşfetmiş. Allah’ın inayeti ile inanmış bir insanın karşısında durulmaz, Birinci nur budur.

İkinci nur; inanmış adamın karşısına cemiyet çıkacak, kim çıkacak? Anası çıkacak, babası çıkacak, teyzesi çıkacak, halası çıkacak, kocası ya da karısı çıkacak,  çıkacak o çıkacak bu çıkacak. Seni hiç tanımayan adamlar, sen Allah yoluna girdiğin an senin başına üşüşürler.

Yahu sen deli misin? Dünyanı tehlikeye atıyorsun, senin istikbalin var sen onlar gibi olamazsın, sen o işe giremezsin vs. gibi ona başlarlar. Geri durdurmak için, davasından vazgeçirmek için nasihat ediyor, şeytani bir nasihat. İşte bu cemiyetin baskısıdır ve bu baskıyı o kadar ehemmiyete alıyor ki

Allah Azimüşşan; Sure-i Maide de : ” وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِ “  (Kınayanların kınamasından korkmazlar.) ayeti ile sahabenin altı özelliklerinden birisini belirtiyor. Bu da şudur;  Levm edenlerin levminden korkmazlar. İnsanlar onu kötülediği zaman, ayıpladığı zaman, dışladığı zaman davasından vazgeçmez. Sahabenin altı mühim vasfından bir vasfı da budur. Bir kere “la ilahe illallah muhammeden rasulullah” dedikten sonra anası karşı çıkıyor olmuyor, babası karşı çıkıyor olmuyor, cemiyet karşı çıkıyor olmuyor. Hiç kimse artık onu yolundan geri çeviremiyor, sahabenin özelliği bu. İşte bu cemiyetin baskısı, ferdin dayanma gücü ile yıkılıyor, eğer ki fert kendisi inanıyorsa cemiyetin bu baskısını sıfıra indiriyor. Böyle demişler! desinler, şöyle demişler! desinler, senle alay ediyorlar! etsinler. Bugün elhamdülillah şu Türkiye de hayli deyince yüz, yüz elli, iki yüz kişi böyle toplanıyorsa ki bunların hepsi bine bedeldir. Eğer o adam inanmışsa milyondur karşı durulmaz o gücün karşısında. Bu inanmış insanların meydana getirdiği güç ve kuvvet cemiyetin baskısını dağıtır. Sahabe hayatında da böyleydi bugünde böyledir.

Ondan sonra cemiyetin baskısı da geçtikten sonra bu sefer karşına kanun kuvveti çıkar. Derler ki;” Filanca maddeye göre sen bu şekilde yaşayamazsın. başına sarık saramazsın. çarşaf peçe ile her yere giremezsin. ” Sende dersin ki; “ Allah’ın filanca ayetine göre ben bu sarığı sararım, bu çarşafı giyer peçemi takarım. sende kanunu tatbik et.”  ve ondan sonra Allah’ın izniyle, bileğin kuvveti olarak, zindanlarda bedel ödeyerek ayağının dibine atarsın parçalar gibi yıkarsın onu yırtarsın ve inancının gereği olan her hükmü  serbest bırakacak bir duruma meydana getirirsin. Geldi mi bugün? Geldi.

Şimdi fazla uzatmayacağım sözü. İnanmış bir insanın karşısına ne cemiyet kuvveti ne kanun kuvveti nede hiç bir ordunun kuvveti gelemez. O halde kendimizi bir millet durumuna getirecek birer küçük Bediüzzaman gibi yapmak mecburiyetindeyiz. Başlı başına bir varlık, tek başına bir kuvvet. Ben varım İslam davası yıkılmaz. Ben tek varken, yeryüzünde ben varken İslama zarar gelmez. Bu cehd ve kuvvet ile iman ile ortaya çıkmış öyle sen diyorsun burada seksen dört kişi var.  Bu seksen dört kişi seksen dört vilayeti zıplatacak kuvvettir, çok büyük bir kuvvettir. Yani bunu küçümsemeyin. Bu öyle bir kuvvettir ki önünde hiç bir kuvvet duramaz. Onun için sizleri çarşaf giyen peçe takan, sünnet-i seniyye kıyafeti olan sarığı, cübbeyi giyen genç kardeşlerim sizleri tebrik ediyorum.  Allah’ın inayetiyle Bediüzzaman’ın küçük birer numunesi oldunuz ve bu memleketin başına yıkılmış olan süfyaniyet komitesinin prensiplerini hareketlerinizle paramparça ediyorsunuz.

Biliyorsunuz biz daima müsbet hareket ederiz. Bize hakaret etseler biz yine sesimizi çıkarmayız ama bildiğimizden şaşmayız ama Bediüzzaman’ın arkasından gitmekten asla vazgeçmeyiz. Hz. Bediüzzaman’ın ayağını kaldırdığı yere ayağımız koyacağız. Ne zamana kadar? Yeryüzünde kuvvet yalnız Allah’ın oluncaya kadar. Bu güce Türkiye küçük gelir hedefinize Türkiye’yi almayın, hedefinizde dünya var. Yeryüzünde tevhid dini hakim oluncaya kadar, kuvvet Allah’ın oluncaya kadar, hüküm Allah’ın oluncaya kadar durmak yok!!  O yüzden arkadaşınız diyor seksen dört tane dalkılıç, evet seksen dört tane dalkılıç. Dalkılıçların kanunu bu. Kılıcını çeker kınını kırar atar, belden yukarıda soyunur zırhını da giyinmez, arkasına düşenlerle beraber düşman saflarına dalar. Artık sulh yoktur. Biz şimdiye kadar sizi zorladık sulh yapalım, yapmadınız. Artık sulh diye bir şey yoktur. Ya siz biteceksiniz ya da biz biteceğiz ey küfür ehli. Düşmanlar 1909’dan beri İslam’ın başına bir daha gelmeyecek şekilde kapattılar sulh yolunu. Bu kapıyı çok zorladık olmadı. Şimdi dalkılıcız.. Ya onlar gidecek ya biz gideceğiz, onlar gidecek..

İnanmış adamın karşısında hiçbir şey duramaz, onlar gidecekler. İşte bunların ispatı her birinizsiniz. Tek tek kendinizi böyle bilin ve böyle hazırlanalım. Daima müsbet hareket edelim, Katiyyen bize hakaret edilse biz sesimizi çıkarmayacağız. Bugün ki vaziyetimiz budur. Fakat bu süfyaniyet komitesinin rejimi bid’a karanesini mucizevi manevi kılınçlarımızla parçalayıp dağıtacağız. Hedefimiz budur. Hedefimiz bütün müslümanlarla kardeş olmaktır, onları yanlıştan kurtarmaya çalışmaktır. Bir kişinin imanının selamete ermesi için kendini feda etmektir. Biz şefkat mesleği üzerinde, muhabbet mesleği üzerinde yürüyoruz. Cenabı hak hepiniz yardımcısı olsun, rabbim bu istikametten bizleri ayırmasın, bizim ayağımızı hakaik-i imaniye ve kur’aniye üzerinde sabit kadem eylesin, Amin.