Evlilikte Huzur Ve Mutluluk Nasıl Hâsıl Olur

Aile yuvasında; erkek ve kadın, bütün evlilerin istediği saadettir. Yalnız mutluluğu tek taraflı anlamak, onu mahvetmektir. Bekâr bir insan, yalnız kendi saadetini düşünebilir. Fakat evli olan ise, kendi saadeti kadar eşinin saadetini de düşünmelidir. Evliliğe karar vermekle kadın ve erkekler kendilerinden yarı yarıya fedakârlık yapmayı göze almışlar demektir. Eşler arasında daima eşitlik olmalı, ne kadın, ne de erkek, yalnız diğerinin kendisine uymasını istememeli.

İş hayatı; günün birçok saatlerinde eşleri birbirlerinden ayırabilir. Fakat kalan vakitlerini eşler birlikte geçirmeli. Zevk ve eğlencelerinde beraber olmalıdırlar.

Evlilikte huzur ve mutluluk kendiliğinden meydana gelmez. Eşlerin karşılıklı gösterecekleri ihtimama ve gayretle teşekkül eder. Eşlerin birbirine hürmetsizliği ve ihmali evliliğin içten içe çökmesine ve dağılmasına sebebiyet verir. İşte aile yuvasında karşılıklı bir sevgi, sürekli bir cazibe, hürmetkâr bir alaka saadeti temin eder. Onun yuva kuran erkek ve kadın birbirini sevip, saymalı ve birbirilerini her şeyden kıymetli ve üstün tutmalıdır.

Aile saadetinin temini için erkek ve kadının kalbi kalbine, ruhu ruhuna mukabil gelmesi birbirlerinin dilinden anlamalarıdırlar. Birbirlerine Allah’ın emaneti nazarıyla bakmalılar ve muhabbetleri de bu nazarda olmalıdır ki ebedi devam edebilsin. Bir ailenin saadet-i hayatiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimi bir hürmet ve muhabbetle devam eder.

Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka; yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviye’ye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediye de dahi bir refika-i hayattır. Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendi mehâsinine celbetmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir.

Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen onun ile alâkası hayat-ı dünyeviye’ye münhasır ve yalnız hayvanî ve güzellik vaktine mahsus muvakkat bir muhabbet değil; belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi mukteza’yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

MUHABBET LATİF SÖZLERLE BESLENİR

Ailede erkek ve kadın birbirlerine maddi ve manevi işlerinde yardım etmeliler. Tevazu ve hilmiyet ile muamele etmelidir. Bilhassa kadın “evet, tabi” demesini öğrenmeli. Hoşgörülü olup eşindeki yanlış ve eksiklere bir gözünü ve kulağını kapatmalıdır. Aksilik, inatlaşma ve benim dediğim olsun gibi hal ve tavırlarla saadet elde edilmez.

Tatlılık mülâyemet, güleryüz koca’ya yakışır bir hassedir. Kadınlar için ise kat’i bir ihtiyaçtır.

Bir koca hanımına sözünü geçirmek, istediğini yaptırmak ve sevgisini kazanmak isterse tatlılıkla, güleryüz ve nezaketle eşinin kalbini harekete getirmelidir.

Yuvada kocanın rüzgârı esmeli fakat bu asla fırtınaya dönmemelidir. Kadına tahakküm etmeden aile reisi olduğunu hissettirmelidir. Kadında bunu hissedip eşine itaat etmeli ve samimiyet ve sadakatle evini idare etmelidir.

Yuvada karşılıklı saygı ve muhabbetin ölçüsü eşlerin birbirlerine karşı ilk günkü gibi ihtimamla yaklaşmalarıdır. Kadının ziyneti süsü temizliğidir. Evini ve kendisini eşinin zevkine göre tezyin etmeli; eşinin yanında güzel kıyafetler giymeli, saçları ve bedeni temiz ve bakımlı olmalı, güzel kokular sürünmelidir. Daima kocasına karşı alımlı olmalıdır.

Erkeklerde hanımlarına karşı aynı özeni göstermelidir. Zira peygamberimiz a.s.m bir hadisi şerifinde;

“elbiselerinizi yıkayınız. Saçlarınızın fazlalıklarını alınız. Misvaklanınız süsleniniz ve temizleniniz. Güzel koku sürün. Beni İsrail erkekleri kadınlarına karşı bunu yapmadılar. Kadınlarda hoşlarına giden başka erkeklerle zina ettiler.”

İbn-i abbastan rivayette;

“ zevcemin nasıl benim için süslenmesini arzuluyorsam, kendimin de onun için süslenmesini isterdim. Zira cenab-ı hak: erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınlarında erkekler üzerinde hakları vardır” buyurmuştur.  İbn-i kesir.

Yuvada erkek ve kadın aralarındaki sevgi ve muhabbeti dile getirmeli eşler birbirine “seni seviyorum” demekte cimri davranmamalılar.

Koca ve karı aile içinde muamelelerinde birbirlerinin ayıp ve hatalarını, noksanlarını yüze vurmamalıdırlar. Ufak tefek kusurları görmezden gelinmelidir. Hisleri yaralamayan hallerde sabırlı ve müsamahakâr olmalıdırlar. Bir erkek İçtima-i hayatın birçok yerinde patronuna, işçisine, amirine, memuruna v.s gösterdiği sabrı evinde eşine karşı daha ziyade göstermelidir.

Yuvada geçim daima ölçülü olmalı, iktisat ve tasarruf esaslarına riayet ederek, gelirlerden daima birazını saklamalı hiç kimseye karşı yüzsularını dökmemelidirler.

Eşler birbirlerinin ana, baba, yakın akrabalarına hürmet ve ikram etmeli. Sevgi ve saygıda kusur etmemelidirler. Ve sıla-i rahmi kesmemelidirler.