5. Mektubun Sırrı

Evet, beşinci mektubu muhakkik zihinlerinize havale ederek şimdi o mübarek mektubun sırrına gelelim.

“ Hem demiş ki: “Tarîk-i Nakşî’de iki kanad ile sülûk edilir.” Yani: Hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa, o yolda gidilmez. Öyle ise tarîk-ı Nakşî’nin üç perdesi var:

Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbanî de (R.A.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.

İkincisi: Feraiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyeye tarîkat perdesi altında hizmettir.

 Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vâcib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.”

Mektubat-ı Rabbani’de toplu olarak böyle bir mektup yoktur. Sadece Risale-i Nur’un beşinci mektubunun başındaki bir iki ibareye benzer bazı pasajlar var.

“Öyle ise ,tarik-i Nakşi’nin üç perdesi var “  ibaresinden sonraki kısım her şeyiyle Hazret-i Bediüzzaman’a aittir. Yani oradan aşağısında Hazret-i Bediüzzaman tarik-i Nakşi’ye ilaveler yapmaktadır.

“Birisi ve en birincisi ve en büyüğü doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, imam-ı Rabbani de ahir zamanında ona sulük etmiştir.

Bu mübarek ibareden başlayarak beşinci mektubun sonuna kadar ne yazılmışsa Hazret-i Üstad anlatmak istediği sırrı  Nakşibendi ismini kullanarak yazmıştır.

“Eski zamanda, esâsât-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruatta, âriflerin marifetleri delilsiz de olsa, beyanatları makbul idi, kâfi idi. Fakat şu zamanda, dalâlet-i fenniye elini esâsâta ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devâyı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur’ân-ı Kerîmin en parlak mazhar-ı i’câzından olan temsilâtından bir şulesini, acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur’ân’a ait yazılarıma ihsan etti.”

Yedinci meseledeki emredilen bu durum, dünyada 13. hicri asrın başlarında meydana gelmiştir. Eski asırlarda böyle bir ihtiyaç olmadığından gayesi doğrudan doğruya imanı muhafazaya çalışan tarikat diye bir şey de olmamıştır. Dolayısıyla tarik-i Nakşi’de de yoktu. O halde Nakşibendi tabiri kullanılarak Risale-i Nur’un Birinci Hizmet Devresi’nin vasıfları ve hareket tarzı yazılmıştır.

Acaba tarik-i Nakşi’de birinci ve en birinci ve en büyük hizmet şekli doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmet olsaydı, İmam-ı Rabbani tarikata girdiği ilk anda mı bu hizmet ile meşgul olurdu, yoksa ömrünün sonlarına doğru mu ?

Elbette en başta en büyük işi o olurdu. Nitekim Hz. Bediüzzaman da dahil, her bir Nur talebesinin ilk ve en büyük hizmeti doğrudan doğruya imana hizmettir.

Ayrıca Hazret-i İmam’ın ahir ömründe girdiği hizmet tarzı  Nakşibendi ile değil beşinci mektuptaki bu sır ile alakadardır. Hazreti Üstad Refet Ağabey’in Barla Lahikası’ndaki sualine verdiği cevapta:

“Mektubunda ilm-i kelâm dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî muhakkikler demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi, birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir. Hatta İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür.”

Burada net olarak görülen Hazret-i Üstad hizmetini ve hedefini;  Nakşi tariki böyle istiyor diyerek günü gelinceye kadar gayet büyük bir maharetle saklamıştır.

Devam edelim. “ikincisi ”Feraiz-i diniyeye ve sünneti seniyye tarikat perdesi altında hizmettir.”

Bu ikinci emir bütün bütün net olarak gösteriyor ki; mesele Nakşi’nin mesleki özelliklerini zikretmek değil doğrudan doğruya Nur talebelerine İkinci Hizmet Devresi’nin hizmet tarzını talim etmektir. Evet ne Nakşi, ne Kadiri ve ne hiçbir hak tarikat müntesiplerine;

Bakın ben size tarikat dersi veriyorum ama esas  maksadımız tarikatın adab ve erkanını tam yapmak falan değildir. Maksadımız tarikatı perde edip feraiz-i diniyeye ve sünneti seniyye hizmet etmektir, dememiştir ve diyemez. Zaten aleni tarikat olan bir meslek neden tarikat perdesi altında hizmet yapsın ki…

Tam aksine , bütün tarikatlarda esas anlayış şudur “Ben tarikatımın gereklerini tam olarak yerine getirirsem, hakikati da şeriatı da yerine getirmiş olurum.”

İkinci emirdeki özellik sadece ahir zamanda Mehdiyet Hareketi’ne nasip olmuştur ki, demiş;

“Oniki hak tarikatın hulasası ve tariklerin en geniş dairesi olan Risale-i Nur dairesi içine her bir tarikat ehli kendi tarikatı gibi görmek ve girmek elzem olduğu… ..”

Yani zımnen her bir tarikat ehline diyor, Risale-i Nur’un maksadı tarikat değildir. Bu perde atında şeair-i İslamiye’ye hizmet ve sünneti seniyyenin ihyasına çalışmaktır. Onun için Risale-i Nur’a girmeden evvel bir yere intisaplı olanlar Risale-i Nur dairesine girdikten sonra da o şeyhlerine olan rabıtalarını devam ettirebilirler. Nakşi veya diğer  hiçbir  tarikat bunu söyleyemez ve söyleyememiştir. Mektubat-ı Rabbani, tarikat-ı âliye’nin methi ve senasıyla doludur. Kurtuluşun bu tarikatı-ı âliye’ye intisapla mümkün olacağı yüzlerce yerde beyan edilmiştir.

Netice şu;  Risale-i nur’un ikinci hizmet devresi tarikat perdesi altında icra edilecektir.

  1. BEDİÜZZAMAN’IN SIRRI “ACZMENDİ”

Evet,  bir kuvve-i velayet 1986’dan itibaren işe el koymuş ve bir kısım Nur talebelerini acip bir cezbe ile ortaya atarak Aczmendi Tariki isminin duyulması ve tanınması için vasıta yapmıştır.

1986 tarihi Birinci Hizmet Devresi’nin 60 senelik tatbikatının neticesinde kaderi ve güzel bir meyvesi olan Aczmendi Tarikatı’nın belirgin bir hale geldiği tarihtir. Tıpkı görünmez bir yazıyla yazılan bir sahifeye kimyevi bir madde sürüldüğünde meydana çıkan yazılar gibi 1921’de Mesnevi-i Nuriye’de ve sonradan da 1931’de 4.Mektub’ta bahsedilen Aczmendi tariki bir azim tasarrufla kendisini ortaya koymuştur.

Dördüncü Mektup Hulusi Bey’e (k.s) hitaben yazılmıştır. ”Bir parça mahrem bir sırdır. Fakat senden sır saklanmaz.” dedikten sonra Tarık-i Nakşi hakkında denilen;

“Der tarik-ı Nakşbendi lazım amed çar-terk

Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk

Olan fıkra-i rana birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber şu fıkra tulu etti :

Der tarik-ı Aczmendi lazım amed çar-çiz

Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk,i mutlak ey aziz!”

Burada gayet açık görülüyor ki, Nakşibendi’nin dört düsturu Aczmendi’nin dört düsturuna tahvil edilmektedir. Yani, o tarihten itibaren Nakşibendi,  Risale-i nurların manevi tasarruf dairesine alınmıştır. Bunu nasıl iddia ediyoruz. Dördüncü ve beşinci mektubun telif tarihine biraz dikkat edersek hakikat kendisini izhar edecektir. Şöyle ki;

Muhammed Esat Erbili Hazretleri (k.s) silsile-i nakşinin Tah-el Hakkâri ve Tah-el Hariri’den sonraki icazetli mürşididir. 1931’de şehit edilmiştir.

Risale-i Nur’daki 4. Ve 5. Mektuplar da 1931’de yazılmıştır. İslam Süfyanının ve Süfyan komitesinin rejimi bid’akaranesine karşı tecdid vazifesi gören manevi cihad sahasında Hz. Bediüzzaman ve talebeleri vardır.

Muhammed Esat Erbili Hazretleri’nin şehid edildiği aynı tarihte müceddid ve müçtehid-i zaman Hazreti Bediüzzaman dördüncü Mektup’ta Nakşbendi dairesini Aczmendi dairesine dâhil ettiğini beyan etmektedir.

Risale-i Nurlar İmam-ı Ali (r.a) ve Abdulkadir Geylani (r.a) Hazretleri’nin ahir zamandaki bir hizmet dairesi olduğu gibi, 1931’den itibaren silsile-i zehebin icazetli mürşidi olan Erbili Hazretleri’nin dar-ı bekayı teşriflerinden sonra Nakşbendi Tarikatı da İmam-ı Ali’nin ve Gavs-ı Geylani’nin tarikat dairesi olan Aczmendi ’ye dâhil edilmiştir.

“Sünnet-i peygamberi dairesinde oniki büyük tarikatın hülasası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi.” Bu ibare Risale-i Nur’un ikinci Emirdağ Lahikası’ndan alınmıştır. Bu sözü söyleyebilmek için gayet büyük manevi bir kuvvete sahip olmak lâzım gelir.

Bu sözün kuvveti Risale-i Nur’un müceddidlik vasfından gelmektedir.

Müceddidin kuvvet ve selahiyetini izah etmek mevzumuz harici olduğu için merak edenler Mektubat-ı Rabbani’den okuyup anlayabilirler.

Üçüncü Hizmet Devresi ne zaman başlar bilemiyorum. Lakin 5.Mektub’ta sarahatle emredildiği gibi İkinci Hizmet Devresi; Aczmendi Tarikatı perdesi altında feraiz-i diniyeye ve sünnet-i seniyyeye hizmet tarzında olacaktır. Nur talebeleri için bu emre uymak mesleki bir vaciptir.

Daha evvel söylediğimiz gibi;

5.Mektubun bu sırlarını, Aczmendi tarikatı anlayışını ve tatbikini bizlere nasip eden rabbimize şükürlerimizi arz eder ve “ Elhamdulillahi haza min fadli rabbi” deriz.